TOMBUL
Annemin babası, Osman oğlu Hüseyin Hasırcıoğlu öldüğünde ben çocuk yaşlarındaydım.
Annemin ağlaması hâlâ yâdımdadır.
Onunla birlikte bende ağlamıştım.
Dedemi bu yaşımda bile yüz hatlarıyla hatırlıyorum.
Gür sesi ve kahkahası kulaklarımdadır.
*
Çorum belediye binasının hemen arkasında zahire dükkânı vardı.
Tek katlı ahşap, küçücük bir dükkândı.
Hatırlayabildiğim kadarıyla, yan yana üç dükkânın ortada olanıydı.
Dükkâna taş bir seki ile çıkılırdı.
Dükkânın kapısını gören karşı dip duvarında, minderi ve çekmecesi ile dedem, bağdaş kurar otururdu.
Dükkânın içerisinde sağlı sollu telis torbalar yığılıydı.
Buğday, yarma, bulgur, nohut, fasulye, mercimek, un dolu telis torbalar yığılıydı.
*
Hüseyin dedem tam yedi sene fasılalarla askerlik yapıyor.
Terhis oluyor, yeni bir seferberlik ilanıyla, tekrar silahaltına alınıyor.
Uzun boylu, heybetli bir adamdı.
İlk görev yeri Yemen'miş.
Daha sonra Medine'ye gönderiliyor.
Fahrettin Paşa'nın kolordusuna sıhhiye çavuşu olarak geliyor.
Cihan Harbinde yenilmemizden bir yıl önce terhis ediliyor.
Bin bir zorluk içerisinde memleketine ulaşıyor.
*
Uzun hikâyedir.
Nasıl terhis olduğunu, Çorum'a ne şartlar altında döndüğünü falan yazmayacağım.
Karısının adı Şerife Hatun'du.
Yani benim anneannemdi.
*
Hüseyin Dedem 1958 yılında öldü.
Şerife Hatun ondan sonra uzun yıllar yaşadı.
Sabiha Teyzemin eşi, eniştem rahmetli Yaşar Büyükkayacı ona kendi annesi kadar yakınlık gösterdi.
Evlat oldu.
Hemen her gün yanına uğrardı, cömert adamdı.
Şerife Hatun'un alışverişini yapardı, ne sıkıntısı varsa o çözerdi.
İlaçlarını verirdi.
*
Dedemle Anneannemin, hayat hikâyelerini daha sonra kısmet olursa yazarım.
İçerisine dayılarımı teyzelerimi katarım.
Kuzenlerimi bir bir anlatırım.
Yaşarsam yazarım.
*
Hüseyin Hasırcıoğlu'nun yedi çocuğu olmuştu.
Üçü oğlan, dört kızdı
Sırasıyla Bekir, Hatice, Ömer, Naile, Kamile, Osman ve Sabiha.
Naile benim annemdi.
*
Dedem aydın bir insanmış.
Çocuklarını okuttu.
Bekir ziraat teknisyeni, Ömer sağlık memuru olmuştu.
Cumhuriyetin ilk yıllarıydı.
Osman ilkokuldan sonra terzi olmuştu.
Kız kardeşlerin tamamı ilkokula gitmişti.
O zamanlar Çorum'da, kızların ilkokul okuması, haliyle pek nadir işlerdendi.
*
Rahmetli Annem de teyzelerimde aydın insanlardı.
En küçük teyzem Sabiha, Bekir dayımın memuriyetinde yanında olduğu için, Malatya'da ortaokul okumuştu.
*
Asla mübalağa etmiyorum.
Dayılarım ve teyzelerim gerçekten çok üstün zekâlı insanlardı.
Her birinin, bir diğerinden farklı meziyetleri vardı.
*
Buraları da geçeceğim.
*
Hüseyin Dedemin evi, Gazi Paşa İlkokuluna bitişik çıkmaz sokaktaydı.
Çıkmaz sokağın sağ tarafında boydan boya Gazi Paşa ilkokulunun bahçe duvarı uzanırdı.
Sol tarafı, birbirine bitişik dört evden ibaretti.
Sokağın boyu en fazla elli metre kadardı.
*
Dedemin evi, çıkmaz sokağı sonlandıran evdi.
Çıkmaz sokağa girdiğinizde, tam karşıdan görülen büyük ahşap kanatlı kapıdan içeri girilirdi.
Kapıdan girdiğinizde, büyük bir dut ağacının gölgelediği bahçesi vardı.
Bahçede ceviz, erik, kayısı, armut, vişne, elma ağaçları da vardı.
*
Dört odalı ahşap eve, beş veya altı basamakla girilirdi.
Geniş bir salona kapıları açılan solda, sağda ikişer odası vardı.
Salon mutfak olarak kullanılırdı.
Soldaki bahçeye bakan odanın altında kömürlük bulunurdu.
Yine sol tarafta ana binaya bitişik, türlü amaçlar için yapılmış birbirine bitişik iki oda uzanırdı.
*
Hüseyin Dedemin odası salonun sağ tarafında yer alan, bahçeye bakan odaydı.
Onu hep, üzerinde tayyare resmi bulunan duvar takviminin olduğu o odada, beni gördüğünde sıcak gülümsemesi ile hatırlarım.
Pencerenin altındaki sedire kurulmuş, pencereden bahçeyi seyrederken hatırlarım.
Yaz günleri, dut ağacının altında, minderine oturmuş, yastıklara yaslamış görürdüm.
*
Yardımcı odaların ilkinin önünde dedemin köpeği Tombul zincirle bağlı dururdu.
Öylece yatardı.
Ben akran veya benden biraz büyük, biraz küçük; teyze ve dayı çocukları, dede evinde bir araya geldiğimizde; evin, bahçenin altını üstüne getirirdik.
Dedem çocuklarına göstermediği müsamahayı bizden esirgemezdi.
Yaramazlıklarımızı uzaktan tebessümle seyrederdi.
Hiç kimsenin torunlarını cezalandırmasına, azarlamasına asla izin vermezdi.
*
Bayram günleri dedemin evi, şen ve mutlu çocuk haykırışlarıyla, çocuk koşuşturmalarıyla sarsılırdı.
Tüm evlatlar, uzaktan akrabalar toplaşırlardı.
Komşular doluşurlardı.
Dedem hepimize boyalı çubuk şekerler ikram eder, bayram harçlığı dağıtarak, tüm torunlarını sevindirirdi.
*
Evin birinci ve tek kuralı, Tombul'a yaklaşmamaktı.
Tombul dedemin köpeğiydi.
*
Tombul'a sadece dedem, anneannem yaklaşabilirdi.
Teyzelerim, dayılarım bile dikkatli hareket ederlerdi.
Bizler korku içerisinde, ancak uzaktan seyredebilirdik.
*
Hatice Teyzem, Tombul'la alakalı çok hikâyeler anlatırdı.
Hatice teyzemin evi, çıkmaz sokağın ikinci eviydi.
Hatırımdan hiç silinmiyor.
Bir defasında Hatice teyzem, Tombul'un cin taifesinden olduğunu söylemişti.
Tombul'dan korkum daha da dehşet verici hale gelmişti.
*
Tombula fazla yaklaştığımızda başını hafifçe kaldırır, gözlerini üzerimize diker, tehdit mahiyetinde hırlardı.
Sonra tekrar başını karnına gömer, gözlerini kapatır, uyumasını sürdürürdü.
Daha çocuktuk, ufacıktık; Tombulu bir ejderha cesametinde görürdük.
Tombul korkusundan aklımız çıkardı.
Şimdi algılıyorum da Tombul, gerçekten çok zeki, kendine göre sert karakter geliştirmiş bir köpekti.
*
Bu yazıyı yazarken ondan "köpek" olarak bahsetmek ağrıma gidiyor, Tombul'a haksızlık yapmışım gibime geliyor.
İnanın sıkıntı duyuyorum.
*
Tombul akşam hava karardığında zincirinden çözülürdü.
Bahçe içerisinde gezinir, kanatlı kapı açılır; Tombul dışarı çıkardı. Çıkmaz sokağın başında nöbetçi gibi gün ışıyıncaya kadar beklerdi.
Sabah namazı cami dönüşünde, dedemle birlikte eve girerdi.
Dedem tarafından bağlanırdı.
*
Çıkmaz sokak ahalisinden başka kimse o sokağa giremezdi.
Sokak sakinleri, Tombul'a korkuyla karışık, bir sevgi duyarlardı.
Öyle yanına falan yaklaşıp, başını falan okşamağa kalkmazlardı.
Tombul laubaliliği sevmezdi.
Kendisine kimseler dokunamazdı, dokundurmazdı.
*
Lafı çok uzatmak istemiyorum.
Bizim evimiz, Osmancık caddesinde idi.
Dedemin evine hayli mesafedeydi.
Akşamdan sonra, dedemleri ziyaretten evimize dönerken Tombul bizi takip ederdi.
Konağımıza girdikten sonra geri döner giderdi.
Aynı işlemi, diğer teyzelerim ve dayılarım için de yapardı.
Onlara evlerine kadar refakat ederdi.
*
Belli ki dedemin evlatlarını, torunlarını koruma içgüdüsü geliştirmişti.
Tombul görevini ciddiyetle yerine getirirdi.
Belki mübalağa ettiğimi zannedebilirsiniz, ama öyleydi.
Bambaşkaydı.
*
Kısaca Tombul, o evde yaşamış, o eve gelen giden herkese; çıkmaz sokağın sakinlerine, kendisini kabul ettirmiş, saydırmış bir köpekti.
Herkesin anılarında mutlaka yeri vardır.
*
Bazen rüyalarıma dedemin evi; dedem, anneannem, teyzelerim, dayılarım kuzenlerim girerler.
İçerisinde Tombul olan düşler görürüm.
Karmaşık duygularla uyanırım.
İnce bir melal tüm günümü sarar, sarmalar.
Meğer ne güzel günlermiş o günler.
Çocukluğumun büyülü dünyasında, kuzenlerle birlikte yaşamak ne kadar da yaşanasıymış.
*
Bu yaşımda bile halâ Tombul'u korkarak, ama saygı duyarak anımsarım.
Nasıl oluyor da bir köpek, yarım asrı çoktan geçmiş bir zaman diliminde unutulmaz olabiliyordu?
İzahını yapamam.
*
Arife günü, Ankara'da bir arkadaşımın Mühye Köyü civarında villasına konuk oldum.
Eks isimli köpeği görünce çok şaşırdım.
Bu kadar benzerlik, olsa olsa ancak bu kadar olabilirdi.
Sanki Tombul reenkarne olmuş karşımda duruyordu.
İri kahverengi bilgiç gözleri, gözlerimdeydi.
*
Dayılarım, teyzelerim ve Annem; şimdi hayatta değiller.
Ama Tombul'u görmüş kuzenlerim, fotoğraftaki benzerliğe mutlaka benim gibi şaşıracaklardır.
*
Dünde o villadaydım.
Eks'le vakit geçirdik.
Bana karşı oldukça hoşgörülü.
Kendisini sevmeme izin veriyor.
Ona bir şeyler anlatıyorum.
Gözleri dikip, öylece beni dinliyor.
*
Sanki bir şeyler anlatır gibi baktığında olmadık düşüncelere, anılara dalıyorum.
*
Villa geniş bir bahçe içerisinde; bahçede nereye gitsem, Eks peşimde.
Yanımdan ayrılmıyor.
Bir ağaç dibine oturduğumda, ayaklarımın dibine uzanıyor; beni seyrediyor.
Olacak şey değil; yönümü değiştirip sırtımı ona döndürüyorum, yer değiştirip, yine karşıma geçiyor.
Gözleri hep üzerimde.
*
Dün akşam ayrılmak üzereydim, Eks ortalıkta yoktu.
Arkadaşım Mustafa Dülger ismini anarak defalarca seslendi; Eks'den haber yok.
*
Aklıma nereden estiyse, esti:
"Tombul!" diye bağırdım.
*
Tombul anında yanımdaydı...
Bilgiç gözleri gözlerimdeydi.
*
Gittiğime üzülüyor muydu ne?
Sanki bir şeyler anlatır gibiydi.
*
Hayat ne kadar da bilinmezliklerle doluydu.
Ne kadar da gizemlerle yoğurulmuştu.
Beş duyumuzun, kıt aklımızın ötesinde, kim bilir hangi âlemlere kördük...
*
Yarın yine Tombul'la birlikte olacağım.
*
Beni beklediğini biliyorum.
*
Kesin.
Ankara, 12 Nisan 2024