Çocuk Edebiyatı’nda “İnsan ve Doğa İlişkisi”

Çocuk edebiyatında insan ve doğa ilişkisi nasıl işleniyor? Feridun Oral’ın Ay Ne Zaman Gelecek? ve Küçük Hasır Şapka kitapları üzerinden doğayla bağ kurmanın önemi üzerine bir değerlendirme.

Çocuk Edebiyatı’nda “İnsan ve Doğa İlişkisi”

Çocuk Edebiyatı’nda “İnsan ve Doğa İlişkisi”

Geçen hafta çocuk edebiyatında duyular ve empati üzerine konuşmuş, iki çok özel kitap paylaşmıştım. Bu hafta ise “İnsan ve doğa ilişkisi” üzerine düşünelim istedim.

* Ay Ne Zaman Gelecek?

Feridun Oral’ın yazıp resimlediği kitap 2013 yılında YKY tarafından yayımlanmıştır.

Küçük tavşan bir gece uykusundan uyanır, karnının acıktığını fark eder. Yuvasından çıkarak yiyecek aramak ister ama orman karanlık olduğu için korkar. Bu sırada Ay’ı görür. Ay, tavşana ışığıyla ormanı aydınlatabileceğini ve birlikte yiyecek arayabileceklerini söyler. Birlikte meyve, ot ve turp ararlar. Buldukları yiyecekleri başkalarıyla da paylaşırlar. Sonra yıldızları görmek ister küçük tavşan. Gökyüzüne süzülürler. Yıldızlar, tavşanı “gecenin yıldızı” ilan eder ve ona bir göktaşı hediye eder. Yorulan tavşan, Ay’ın yardımıyla sessizce yuvasına bırakılır ve orada huzurla uyur.

* Küçük Hasır Şapka

Küçük hasır şapka, Lena’nın başında mutlu bir şekilde günlerini geçirirken, Lena şapkasını bir gün bankta unutur. Küçük hasır şapka geceyi parkta tek başına geçirir. Önce rüzgâr çalılıkların arasına sürükler. Sonra soğuk, yağmur ve karla karşı karşıya kalıyor. Üzerine düşen kuru yapraklarla daha da kötü bir hâle geliyor. Mevsim bahara döndüğünde şapka artık üç yavru kirpiye sıcak bir yuva oluyor.

* İnsan ve Doğa

İnsan ve doğa ilişkisi üzerine düşündüğümde romantik akımın önemli temsilcilerinden ressamlar aklıma gelir.

Mesela Caspar David Friedrich! Onun “Der Wanderer über dem Nebelmeer” tablosu, insanın doğaya karşı hem küçüklüğünü hem de bir parçası olduğunu hissettiren güçlü bir simge.

Modern çağ ise bu bağlantıyı koparmaya yatkın gibi.

Bence şehirleşmeyle birlikte doğaya olan mesafe giderek artıyor. Şehirlerde yaşayan bizler beton yapılar arasında sıkışmış bir hayat sürüyoruz. Yeşil alanlar, parklar ve doğal yaşam alanları hızla yok olurken, çocukların doğayla bağ kurma olanakları da giderek azalıyor.

Teknolojik cihazların büyüsüne kapılan bizler çevrimiçi dünyaların içine çekiliyor ve bu durum doğaya dokunmanın büyüsünü unutturuyor. Oysa bir ağaç gövdesine dokunmanın verdiği huzuru ya da kuş cıvıltıları eşliğinde yapılan bir yürüyüşün iyileştirici etkisini başka ne verebilir?

Doğa ve insan arasındaki bağı güçlendirmek için sadece hikâyelere değil, aynı zamanda bu hikâyelerden yola çıkarak yapılan somut eylemlere ihtiyacımız var.

Siz ne düşünüyorsunuz?

Aylin Aktaş

 Yazar | Dramaturg | Yazarlık Eğitmeni | P4C Eğitim Uzmanı