Çocuğu başarıya taşıyan şey zekâ mı, emek mi?
Ebeveynlerin çocukları överken kullandığı dil, öğrenme motivasyonunu nasıl etkiliyor? Carol Dweck ve Sapolsky’nin örnekleriyle tartışılıyor.
Kızımı yetiştirirken irili ufaklı pek çok hata yaptım. Fakat, annesi-babası olarak doğru yaptığımıza inandığım birkaç şeyi cımbızla çekip çıkaracak olsam ilki şu olur: İllaki hukuk veya tıp ya da mühendislik oku demeden, onu, yaşamdaki tutkusunu, içsel ışığını takip etmesi için özgür bıraktık.
*
İkincisini biraz daha geniş anlatayım:
Psikolog Carol Dweck’in 1990'ların sonunda gerçekleştirdiği ebeveynler arasında kült olan bir çalışması var: Motivasyon psikolojisi üzerine.
Diyelim ki, çocuğunuz bir ödev yapıyor veya bir sınava giriyor ya da bir şeyi başarıyor. Biz yetişkinlerin ona iki farklı aferin deme şekli oluyor:
*Ne iyi bir not almışsın, aferin sana, çok zekisin.”
veya
*Ne iyi bir not almışsın, çok çalıştın ve karşılığını gördün, aferin sana.”
*
Eğer çocuğu zekâsı için değil de çabası için överseniz, çocuk zorluklar karşısında daha dirençli olur, öğrenme sürecinden daha çok keyif alırmış. Oysa zekâsıyla bunu başardığı vurgulanan çocuklara "çalışmak" gereksiz bir aktivite olarak görünmeye başlarmış.
Tam bu noktada, davranış bilimcisi Robert Sapolsky’nin anlattığı bir hikâyeyi ekleyeyim:
Sapolsky, çocukluğunda Wilma Rudolph hakkında yazılmış bir kitabı defalarca okur. Wilma Rudolph prematüre ve çok zayıf doğmuş; yoksul bir ailede büyümüş bir çocuktur. Dört yaşında çocuk felcine yakalanır ve bacak desteğine mahkûm kalır. Fakat, uzmanların beklentilerinin aksine, acı çekerek ama vazgeçmeden çalışır ve 1960’ta dünyanın en hızlı koşucusu olur.
R. Sapolsky "Çok ilham verici!" dediği bu hikâye üzerinden, bazı başarıların doğuştan yetenekle veya zekâyla açıklanabileceğini; ancak asıl belirleyici olanın, insanın her şeye rağmen çalışma ve devam edebilme kapasitesi olduğunu vurgular.
*
Anlatmak istediğim son konu da, dün Brüksel’deki Çizgi Roman Müzesi'ni gezerken aklıma geldi...
Bir dönem çizgi romanlar, okurlarını entelektüel olarak yoksullaştırmakla suçlanmış. Oysa bu romanların, karmaşık konuları hikâyeler aracılığıyla farklı yaş gruplarına öğretici biçimde aktarabilen güçlü birer araç oldukları zaman içinde fark edilmiş.
Nitekim, benim çocukluğumda da benzer bir bakış hâkimdi. Çizgi roman okumak vakit kaybı, boş kâğıda karalama yapmak kâğıt ve kalem israfıydı. Soru sorarak dersi bölüyor, sokakta top oynayarak tembellik ediyorduk.
Peki, gerçekten öyle miydi?
Ne mutlu ki artık; merakı, keşfi, yaratıcılığı ve deneme-yanılmayı hem kendimizde hem de çocuklarımızda beslemenin önemini daha iyi fark edebiliyoruz.
Çünkü, şunu biliyoruz:
"Yeni bir fikre açılan zihin, bir daha eski haline dönmez."
Siz ne düşünürsünüz?
https://lnkd.in/eXDRB-5Y
*Spotify: https://lnkd.in/eQxYx_i2
*Apple: https://lnkd.in/e_NyW9mF














Damla Ömür Tantekin