Buca bir masaldı...tarihler 10 temmuz 1688'i gösterdiğinde haşmetli smyrna-izmir büyük bir depremle sarsıldı...merkez üssü yeni-kale şimdiki narlıdere civarları olan depremde yaklaşık 20 bin kişi hayatını kaybetti...o dönem izmir nüfusunun 50 bin civarlarında olduğunu tarihsel kaynaklar aktarıyor...bu sayı, depremin hacminin ve ağırlığının izmir için ne kadar yüksek olduğunu bize gösteriyor...depremden sonra şehir merkezinde çıkan büyük bir yangın her şeyi bir daha alt-üst etti...işte buca'nın tarih sahnesine çıkışı bu deprem ve sonrasında izmir şehir merkezinde bulunan konsoloslukların güvenlik nedeniyle buca'ya taşınmalarında yatar...o tarihe kadar izmir'e merbut bir küçük kariyye-köy olan buca, 1688 izmir depreminden sonra özellikle konsoloslukların, levantenlerin bir sayfiye yeri niteliğine büründü... kısa zamanda havasının temizliği, suyunun bolluğu , eko sisteminin zenginliği dolayısıyla izmir'in banliyösü oluverdi bu sessiz, sakin münzevi yer...zaten buca adı da o yüzden verildi...kuzey italyada ki denizci şehir devletleri venedikliler, cenovalılar izmir ticaret kolonisi içinde yaşadığımız şehre , kıyıda , köşede kalmış, sessiz, sakin yer anlamında italyanca "buca" dediler...yerli rumlar bu ismi kolayca benimseyiverdiler....bugün kuzey italyada pek çok yer ismi"buca " olarak adlandırılmaktadır, ve dalmaçya kıyılarında kotor'da muhteşem bir "buca sarayı " vardır...19.yüzyılda levanten kültürün en steril örneklerinin yaşandığı yerdi buca...levantenleri ben, batılı "yerliler" olarak tanımlıyorum...bir batı ülkesi vatandaşı olup da osmanlı'da ticaret yapan , osmanlı dünyasını dünya kapitalist sistemine açan bir sosyolojik gurup levantenler...levant, doğu demek ama onlar doğuda yerleşik batılılar olarak yaşam kodlarıyla, kültürleriyle , iktisadi güçleriyle melez şehirliler...daha çok , izmir'in hinterlandının tarım ürünlerini batı'ya aktaran aracılar...literatür onlara komprodor burjuvazi diyor ama sayfiyelerde yaptıkları köşklerle, garden partilerle , tenis, futbol, at yarışı gibi sosyal etkinliklerle ve yaşadıkları kentin alt-yapısını dönüştürmeleriyle yerlilik vasfını hak eden bir sosyal gerçeklik aslında levantenler...örneğin izmir de ve bornova , buca, karşıyaka gibi banliyölerinde 19.yüzyılın ikinci yarısında "belediye" teşkilatlarının kurulması bu levanten aile şirketlerinin istanbul'da sadarete yoğun talepleriyle olmuştur...nitekim izmirda belediye 1867'de buca'da ise 1898'de kurulmuştur...rees'ler, forbes'ler, de jongh'lar, aliotti'ler, farkoh'lar , whitaller bu dönemde izmir'in ve buca'nın önde gelen levanten aileleridir...19.yüzyıl sonunda izmir'e ait aydın vilayet salnamelerinde buca'nın nüfusu 2 bin civarlarında gösterilmektedir ki bu nüfus zamanla giderek artmıştır...osmanlı padişahı abdülmecit ,19.yüzyılın ikinci yarısında buca'yı ziyaret etmiş, şerefine paradiso-şirinyerde düzenlenen at yarışlarını izlemiş ve yine bir levanten olan baltazzilerin köşkünde bir gece konaklamıştır...şimdi buca 9 çeşmeler olarak bilinen mahalde padişahın gelişi şerefine bir sebil yaptırılmış, köşegenli olarak inşa edilen sebilde 8 adet fıskiye ve tepe noktasında da bir adet fıskiyesi ile birlikte buca halkının hafızasında bu yer 9 çeşmeler olarak kalmıştır...kiliseler, aliottilerin yaptığı şimdiki hasan ağa parkı ve dumlupınar, menderes ile vali rahmi bey mahalleleri üçgeninde inşa edilen geniş bahçeli levanten köşkleri , rum evleri 19.yüzyıl sonuna doğru buca'yı izmir'in en imtiyazlı mekanlarından birisi haline getirmiştir...kızılçullu'dan geçen izmir-aydın -demiryoluna bağlantılı inşa edilen izmir-buca demiryolu hattı, buca'yı demiryolu ağıyla izmir'e bağlayan türkiyenin ilk banliyö demir yolu hattını 1868 gibi erken bir tarihte oluşturmuştur...19.yüzyıl ortalarından itibaren göçler , buca sosyolojisinin çeşitlenmesine yol açmış ve buca'da ilk türk-müslüman iskanları yaşanmıştır...balkan savaşlarından sonra ege adalarından, balkanlardan ve yunanistandan gelen göçler hızlanmış , buca bu süreçte izmir'e yönelik göçlerde önemli bir merkez olmuştur...örneğin selaniğin yaylacık köyünden göçenler, 1912'de dönemin izmir valisi rahmi bey'in gayretleriyle buca'ya tıngırtepe eteklerine yerleşmişler ve günümüz buca'sının yaylacık göçmen kültürü bu sayede oluşmuştur...ulusal kurtuluş savaşı sonrasında rumlar ve levantenler şehri terk etmişler ve cumhuriyet döneminde buca, kentsel gelişimini hızla sürdürmüştür...1925 yılında , aliottilerin yaptığı bahçe, sarıgöllü hasan ağa tarafından satın alınmış ve "hasan ağa bahçesi" namıyla şimdiye kadar buca'nın akciğeri olma iddiasını sürdürmüştür...eski buca şimdiki dumlupınar, yaylacık ve vali rahmi bey mahalleleri üçgeninde bir bütünsellik oluşturmuştu...küçük, şirin, ismi gibi sessiz sakin münzevi bir yerdi...o nedenle mustafa kemal , ittihat ve terakki'nin kudretli katib-i umumisi yani genel sekreteri mithat şükrü bleda'yı buca'da zorunlu ikamete göndermiş, milli mücadele'nin ünlü yörük ali efe'si de uzun yıllar buca'da ikamet etmişti...ittihatçıların en jön ve sivil valisi rahmi bey ailesi ve biricik oğlu alparslan uzun yıllar buca'da oturmuşlardı...çaka bey ve umur bey ilkokulları sadece bir okul değil buca'nın kültür merkeleriydi cumhuriyetin ilşk yıllarında....buca halk evi, chp buca ocağı umur bey ilkokulunun müştemilatında faaliyet gösteriyordu o yıllarda...ve su...aslında buca bir su şehri...izmirin 16.yüzyıldan beri su kaynağı buca...buca'nın paradiso-kızılçulludaki osman ağa suları ve vezir suları hipodrom civarındaki kaynağından künklerle taşınıyor ve tarihi su kemerleri üzerinden izmir şehrine aktarılıyordu...halkapınardaki su kaynakları devreye girinceye kadar izmir, buca üzerinden su ile buluşturuluyordu...o nedenle suyun merkezi olan yere antik dönemlerde paradiso-cennet adı verilmişti...yemyeşil çayırlarda , geniş düzlüklerde at yarışları, tenis, golf , cirit, futbol izmir sosyo-kültürel yaşamının başkenti yapmıştı buca'yı...paradiso-kızılçullu'da amerikan erkek koleji , cumhuriyetle birlikte yüz akımız köy enstitüsü olmuştu...türkiye'de 17 nisan 1940'da açılan 21 köy enstitüsünden biriydi kızılçullu köy enstitüsü...sonra soğuk savaş başladı...önce kızılçullu adını kızıl kelimesi komünizmi çağrıştırıyor diye 1953'de şirinyer yaptılar...sonra güzelim enstitü binası , soğuk savaşın isterlerine uygun bir biçimde nato karargahı oldu...şehrin ve ülkenin politikasına yön veren etkili politik aktörlerde çıkardı buca 60'ların sonunda ve 70 li yıllar boyunca...yüksel çakmur, ahmet priştina ve ışılay saygın gibi...ve şimdi soğuk savaş döneminden kalma hantal , şehre yük ceza evi şehrin tam ortasında "beni buradan kaldırın" diye adeta yalvarıyor...topu topu 100 bin kişiye göre planlanmış şehirde yaklaşık 550 bin kişi yaşıyor...150 yıl önce 1500 kişinin yaşadığı buca şimdilerde yarım milyonluk dev bir metropol olmuş durumda...1950'lerde başlayan iç göç olanca hızıyla devam ediyor...1957'de fahrettin kerim gökay, marhsall yardımlarından işçi evleri'ni inşa ettirmişti şimdi buca'nın bütün çeperleri betondan kibrit kutuları...ve buca günümüzde tıpkı 19.yüzyıldaki gibi ayağa kalkmayı hak ediyor...anlatılan şehrin, bu hikayesini yeniden yaratmak gerekiyor...hipodromuyla, hasan ağa bahçesiyle, üniversite birikimiyle, osman ağa ve vezir sularıyla, kızılçullu köy enstitüsü binalarıyla , tarihi dumlupınar evleriyle, levanten mirasıyla bu şehrin soy adı artık kültür olmalıdır...soy adı "kültür" olan bir buca , yüzlerce yıl ötesinden taşıyıp getirdiği değerler ve birikimle bunu çoktan hak ediyor... gençler, çocuklarımız, torunlarımız ve bizim için...şehir, yaşanır ve yaşatılır..."kentler, onlara sahip çıkanlarındır..."
İlhan Bolca sayfasından ALINTI