Bu sürece nereden, neden ve nasıl gelindi?

Türk Eğitim Sen’de geçmiş dönemlerde yaşanan siyasi yönelim tartışmaları yeniden gündeme gelirken, sendikal yapının amacı dışında kullanıldığı iddiaları öne çıktı.

Bu sürece nereden, neden ve nasıl gelindi?
Bu sürece nereden, neden ve nasıl gelindi?
Sendika genel başkanından siyasi lider yaratma projesiydi projenin adı....
Her şey tamamdı,
Zaten savaş zamanıydı,
Azıcık kurdun muydu teşkilatı,
Savaş baltaları hazırdı zaten...
İnternet sitesindeki 10 haberin 8’inde,
Bültenlerin 10’nun 8’inde,
Tam sayfa manşetten kişisel reklam yapılıyordu…
Yılda bir defa sadece başkanlar düzeyinde yapılan teşkilat toplantıları yılda 8 toplantıya çıkartıldı...
Her toplantıda Türkiye'nin her köşesinden gelen bin kişiye seslenildi..
Birde hamaset yapıverdin mi,
Bende dahil binler ayakta alkışlıyordu,
Hitabet çok yüksek,
Duygu tavandaydı,
Anadolu’nun tüm illerinden,
Tüm ilçelerinden,
Tüm köylerinden öğretmen, eğitim çalışanı hayran kitleleri yaratıldı...
Yürü deseler Ege'yi aşıp Yunan'a girecek havadaydık..
O dönemler ben şube mevzuat sekreteriydim dedim ki "bunlar bunlar oluyor",
Bana "sus" dediler…
Tabi “şeyh uçmaz mürit uçurur” lafı unutuldu,
Kendi uçuyor zannetti…
Leh Valesa olurum zannetti...
Ama ben ta o zamanlar yazmıştım faceme
“Türkiye’den Leh Valesa çıkmaz diye...”
Çünkü sen yürüsen bile Türkiye'de üye arkandan yürümez…
Sonra ne oldu "Savaşma Döneminden"
"Sevişme Dönemine" geçildi…
Akabinde adı iyi olan bir parti kuruldu...
Başkanların bir çoğu ümit gördü burayı,
Belediye başkanı olurum,
Milletvekili olurum hesabı yaptılar...
İl il, miting miting gezdiler...
Sonra ne oldu?
Başkanlar grubuna sonradan saçını sarıya boyayan hanımefendi ile yan yana çekilmiş fiyakalı fotolarını attılar gruba...
İşte o an tarihi bir andı...
Tabi bir tek ben çıktım çiçeği burnunda başkanım;
“Burası sendika burada siyaset yapmayın” dedim…
Bana “sıçtığın bok daha kurumadan ne oluyor?“
Muamelesi yaptılar…
Hatta küfrettiler...
Bana bir tek Kamil Terzi başkanım sahip çıktı…
Grupta beni linç ettiler...
İşte o tarihi günde,
Tarih, sesini çıkarmayanları yazdı…
Ve bu hareketin felsefesini kuranlar yani bu tarlanın gerçek sahipleri tarlanın başka yerlere icara verildiğini görünce “buna izin veremeyiz” dediler...
Yani kimse sütten çıkmış ak kaşık değil…
Sonuçta sen tarlayı amacı dışında kullanırsan,
Tarlanın imkanlarını kullanarak siyaset yapmaya kalkarsan,
Tarlanın sahibi gelir tarlasına sahip çıkar…
Ben şunu gördüm ki Türkiye’nin en iyi araştırmacısı,
Mevzuat yazarı vs vs hak arama uzmanı ne derseniz deyin,
Ben bu işi benden iyi yapan birini daha tanımadım,
Dahada görmedim ama gelin görün ki hani dışarıyı sürekli eleştiriyoruz ya kariyer ve liyakat gözetilmiyor diye esas kariyer ve liyakat gözetilmeyen yer teşkilatın kendi içiydi…
Hatta şube başkanlığına aday olduğumda seçilmemem için Ankara’dan tüm imkânlarını kullandılar ama bizim sloganımız “sevginin gücünü kimse yenemez”di ve yenemediler…
Sonra ne oldu Mevzuatı yönetmek istedim...
Bir sürü projemiz vardı…
Ekipler hazırdı…
Ama yine izin vermediler…
En son karşıma hemşehrimi, gardaşımı aday koydular…
Bende karşısına geçip “gardaşı gardaşa kırdıracaksınız” ben yokum dedim çekildim…
Gittim kongre salonunda gardaşımın elini kaldırdım...
Bu süreçte kimseye kırgın değilim…
Çünkü ben mevzuata aday olmak için hayırlısı olsun diyerek yola çıkmıştım,
Hayırlısı olan buymuş dedim…
Hatta bana kumpas kuranlardan ikisi şimdi mezardalar…
Hatta birisi "nasıl soktuk" diye kongre salonunda el hareketi bile yapmıştı, hakkım helal olsun...
Ama ben benim üzerimden operasyon yapmak isteyen iyi sevdalılarına pirim vermedim....
Bu dünya kimseye kalmaz...
Şimdi süreç taşrada tamamlandı,
Ankara'da devam edecek...
Eger bu süreci kişisel çıkar ve manfaatleri için kullanan/kullanacak olanlar var ise onlara lanet olsun...
Onuda zaman gösterecek...
Ve göreve yeni gelenler;
Oturdukları koltugun beş bin şehidin emaneti oldugunun idraki içinde hizmet etmeyeceklerse onlarada lanet olsun...
Eee Osmaniye’de sana ne oldu derseniz?
Ben zannediyordum ki “Tarlada izi olanın harmanda sözü olur “ ama öyle değilmiş…
Biz çok iyi bir ekiple, çok iyi bir sendikacılık yaptık ki Osmaniye’de siyaset düşünenler,
Bizi kendilerine ayak bağı gördüler ve tarlada izi olmayanları harman yöneticisi yaptılar…
Dediler ki "iyi savaşıyorsun tamam anladık ama Sevişme Döneminde sana ihtiyacımız yok..."
Sonuç malum yerel siyasete yenildik…
Ama ben tam 6 yıl önce Türk Eğitim Sen başkanlığını kızıma verdiğim söz nedeniyle bırakmak istemiştim ve o zaman Kamu Sen başkanlığını bıraktım ama Genel Başkanımın ricasıyla Türk Eğitim Sen başkanlığını kongreye kadar devam ettim ve 4 yıl önceki kongrede İsmail Kılınç Başkanıma elini kaldırarak devrettim...
Sonuçta “Hiç kimse bulunmaz hint kumaşı değildir”
Sonuçta “Mezarlıklar kendini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur.”
Benim en büyük gururum Osmaniye’de bıraktığım ekibimdir...
Adlarını tek tek yazmayayım bu arkadaşlar teşkilatçılığın kitabını yazmış,
Mücadelenin kitabını yazmış adamlardır...
Yolları açık olsun…
Gözüm arkada değil...
Hizmet etmek için makamda koltukta şart değildir...
Asıl olan teşkilattır...
Teşkilat yoluna davam öder…
Ben ölene kadar Türk Eğitim Sen’liyim…
Tarihe inanılmaz mücadelemizi yazdırdık...
Kimsesizin kimsesi olduk…
Çaresizin çaresi olduk...
Ben hiç bir zaman hiç bir üyemi hatta üyemiz olmayanları bile idare ile sorunuyla baş başa bırakmadım...
Gecemi gündüzüme kattım dilekçesini yazdım,
Dava dilekçesini yazdım,
Hak aramanın kitabını yazdım...
Mazeret üretmedim yol tıkandıysa yeni bir yol açtım...
"Bilinmeyen en temel haklarımız kitabını" çıkarttım...
Osmaniye sınırları içinde değil Türkiye sınırları içinde sendikacılık yaptım...
Hizmet ettim...
Sadece hizmet ettim...
İşte bu hizmet koltuklarda oturanları rahatsız etti...
Kısacası Gök Kubbede hoş bir sada bıraktık…
Ahde vefa bileninde bilmeyeninde canı sağ olsun…
Kendilerini teşkilatın üstünde görenler kesinlikle kaybeder...
Esas olan teşkilattır...
Elif gibi olanlara Vav gibi mütevaziyiz.
"Ey Rabbim! Sen aşkı ELİF gibi dik tutarsın da, Ben VAV gibi eğilmem mi yollarında..."
"Kafire karşı ELİF gibi dimdik, Rabbime karşı VAV gibi eğilirim."
Necip Fazıl Kısakürek.
İnsan VAV gibi doğar ELİF gibi ölür.
ELİF gibi doğru ve dik, VAV gibi mütevazi olmak.
ELİF gibi dosdoğru, VAV kadar edepli ol…
ELİF kainatın anahtarıdır, VAV kainattır.
İnsan VAV şeklinde doğar, doğrulunca kendini ELİF sanar.
İnsan hayatı boyunca hep iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölür.
Ne mutlu ELİF'i arayanlara ne saadet VAV olanlara...
Ahmet Kandemir