BIR KARA CUMA ANISI
Bu yazıyı 5 yıl önce Medium da paylaşmıştım. Üç ayrı hikaye bir gün içinde arka arkaya.Biraz uzun gelebilir o yuzden hafta sonu da okuyabilirsiniz.
Bu yazıyı 5 yıl önce Medium da paylaşmıştım. Üç ayrı hikaye bir gün içinde arka arkaya.Biraz uzun gelebilir o yuzden hafta sonu da okuyabilirsiniz. İngilizcesini okumak isteyenler aşağıdaki linke bakabilir.
Sizlerle,bir San Francisco Kara Cumasında yaşadıklarımı paylaşmak istiyorum sevgili Linkedin Okurları. Hazırsanız binin zaman makinesine, gidiyoruz 24 yıl öncesine!
Kendimi bazen eşzamanlı olarak ruhen ve fiziken kaybederim ve kaybolurum. Kara Cuma'da Amerika'da nasıl kayboldum?
Amerika'ya geçen yılın baharında ilk kez gelmiştim. Yaşamın zorluklarını tatmadığım, gezip tozduğum bir dönemdi. Şimdi, İngilizce konuşmaya calışan bir öğrenciyim. Burada beni hiç yapmadıklarım bekliyor: Araba kullanmak, harita takip etmek, caddelerin yol güzergahını ve trafik işaretlerini öğrenmek. Hepsi aslında apayrı hayat dersleri. Ehliyetimi yeni almıştım ve gece kullanmakta tereddüt ediyordum.
Bir iki gun once, okuldaki konuşma pratiği öğretmenim Sükran Gününün ve Kara Cuma'nın detayları üstünde durdu. Benim anladığım, Kara Cuma, şükran gününde edilen tüm şükrü ve iyi niyeti alıp götüren şeytani bir gündü. Kasım ayının başından beri, canavarın manifestosunun en az beş reklamı posta kutuma geliyordu. Gazeteler, ağırlığının üç katı kupon ve indirim sayfaları ile şeytanın hizmetindeydi. Yani, alışverişten kaçmak imkansızdı. Ben her ne kadar bunları çöpe atmaktan zevk alsam da iki doğma büyüme San Francisco'lu ev arkadaşımın değerli kuponları,mağaza adresleri ve alışveriş listeleri ipe dizilmiş gibiydi. Seyahat etmeyi, degişik kültürleri tanımayı güzel anılar biriktirmeyi ve eğlenmeyi seven biri icin alişveriş de neydi! Ama işte, Öğretmenimizin de elinde kuponlar olan bir gazete vardı o gün ...çok meşhur ve lüks bir mağazanın Kara Cuma da $15 e kaşmir ceketler ve kazaklar sattığını yazıyordu. Sanki içime cin kaçmıştı. Kış geliyordu ve kaşmir bir kazak ısıtıcı olurdu. Daha önce bir kaşmir kazağım olmuştu ama kullanma talimatını okumadığımdan sıcak suda makinede yıkayıp dört yaşindaki çocuk kazağı haline getirmeyi başarmıştım. Ev arkadaşlarımın hayallerine ortak oldum ve gazeteyi okuyup, koyu yeşil v yakalı bir kazağım olsun istedim.
Yahoo Haritalari yol tariflerinde iyi sonuçlar veriyordu. Ben de güveniyordum bunlara. Harita kitabı taşımaktan daha kolaydi. Tek yapacağım adresi yazıp haritayı oluşturmak va yazıcıdan çıktı almaktı. Bunu da okulda yapabiliyordum. Bir de şeffaf bantla direksiyona yapıştırdım mı, herşey tamamdı. Eve dönüşte, yolu iyi ezberlersem ters harita okuma ile işler kolaylaşıyordu. Hazır sayılırdım, küçük bir hata ile. Cadde adı yerine sokak adı yazarak. (Grant Street)
Işıkla gelen ışıkla gitti.
O yıl, Kara Cuma bir de yagmurla geldi. Ben de tembellik edip sabah gitmesem de olur dedim. Evdeki kızlarda da bir hareket yoktu zaten. Sabah gün ağarmadan bir tur alışveriş yapıp gelmişlerdi ben mışıl mışıl uyurken. Akşamüstü 2.45 gibi birşeyler yedikten sonra fazla hazırlıklı ve planlı olmanın da rahatlığı ile odak noktamı kaybettim. Arabayı sürerken düşündüklerimi yazıyorum:
1. Aman ne olacak, 35 dakika araba kullanacağım, hadi 10 dakika da trafik olsun, eve hava kararmadan dönerim.
2.Yerel halk bitirmiştir şimdiye alışverişlerini, acaba kaşmir kazak kalmış mıdır? Ya kalmadıysa?
3. Sakindir her yer, ohh rahat rahat kalabalık olmadan dolaşırım. Nasil olsa tek parça alıp çıkacağım .
4. Ya kalabalık devam ediyorsa ve arabayı park edecek yer bulamazsam? Park yeri bulur muyum acaba?
5. Hadi buldum diyelim, yanımda bozuk para da yok nasıl park için ödeme yapacağım?
Ben düşüne durayım, aniden bir fırtına ve yağmur indirdi ve karanlığa gömüldüm. Neyse yakındım varacağım yere, Grant Sokakta idim ama bir şeyler ters gidiyordu. Amerika'da mobil ev mahalleleri diye bir tanım vardir. Düşük gelirli aileler kalabalık şekilde yaşar, karavan yaşantısı gibi degil biraz daha farklı. Gündüz bile girmeye korkulur bu mahallelere. Bu uzun sokak neredeyse hiç bitmeyecek gibi geldi bana. Hadi bitti diyelim, mağaza gerçekten sokağın sonunda mıydı? Hadi mağazayı buldum, ya arabam çalınırsa?
Düşüncelerim kalbimi sıkıştırmaya başladı , çözüm yoktu, sokak karanlık ve bomboştu. Terkedilmiş havası vardı. Tabi benim gibi bir deli kiz haricinde... Eve dönmek istiyordum, en hızlı şekilde. Tam bu çalkantılı düşüncelerin içinde beni sevindiren şeyi gördüm. Trafik ışıkları. Hemen dönüp eve gitmeliydim, ama olmadı işte. Ulaşamadan ışıklara biri vardi otobüs durağında.
(Kisa bilgi , Amerika'da her yerde otobüs durakları cok revaçta değildir, neredeyse bomboştur ve trafik ışığından hemen önce yerleştirilmiştir. Amaç, otobüsten inen insanin güvenlikli bir sekilde trafik ışıklarından karşıya geçebilmesidir. Yayanın konforu önceliklidir.)
Şansa bak, kırmızı ışık ta yandı! Durakta krem trençkotlu, oldukça geniş bir şemsiye taşıyan ve başında krem bir şapkası olan bir beyefendi bekliyordu. Belki de Grant Sokağına hiç uymayan başka biri. İlk önce kolundaki saate baktı sonra direk benim arabama doğru yürümeye başladı. Allahım tövbe bir daha arka arkaya Sam Wood, Alfred Hitchcock ve Stephen King izlemeyecegim. "Çanlar kimin için çalıyor?" , "Yok Olan Kadın" ve , aman degil, adim bin şükür "Christine" degil!!
Korkum ve beynimin kötü senaryolar kurması beni eve dönmekten alıkoyuyordu. Pencereyi falan açmam neme lazım, dememe kalmadı aklımdan her şey uçtu gitti. Beyefendi geldi ve bana camdan gülümsedi. Tabii ben de uzanıp pencereyi birazcık araladım. O zamanlar elektronik açılan pencere de yok.
Çok bakımlı, zarif, orta yaşlı bir zenci, Morgan Freeman gibi sakin, net ve huzur veren bir tonla konuşuyordu ve kendine güvenerek ona bir iyilikte bulunmamı rica ediyordu. Grant Caddesine gitmek icin! Evet aynı şu an okuduğunuzda benim gibi tüyleriniz diken diken oldu değil mi? Sesi hala kulaklarımda: "İyi akşamlar genç bayan, Grant Caddesine giden otobüs herhalde tatil saatlerine göre çalışıyor. Uzun zamandir bekliyorum . Beni oraya götürebilir misiniz? Karşılıksız kalmayacak, size bir çek yazabilirim."
Başıma tuhaf şeyler gelmiştir ama tüm hayatım boyunca böyle nadir ve inanılması çok zor bir olay ile karşılaşmamış ben, ilk defa doğruyu gösterebilecek iç sesimi dinledim ve kararımı verdim: "Ben de oraya gitmeye çalışıyordum ama kayboldum. Buyrun benim davetlim olun ama para falan istemem. Yalnız emin olun ki yolu bilmiyorum. Yanıtı netti. " Hiç üzülmeyin, bana izin verirseniz ben yolu tarif ederim. Orada 3.50 de olmam lazım. Sanırım 25 dakika görevi tamamlamak için fazlasıyla yeterlidir."
Bu gizemli ve huzur dolu beyefendi, şoför koltuğunun yanına oturdu, yaş olduğu ve arabamı ıslattığı için kibarca özür diledi. Bunun dışında bana, beni rahatsız edecek tek bir soru sormadan sabırla yolu tarif etti. O konuştukça ben sakinleşiyordum. İç sesim huzur doluydu. Sadece bilinmeze doğru, karanlık ve yağmurlu bir akşamüstü yanımda bir yabancıyla araba kullanıyordum.
Evet Grant Caddesine dönen trafik ışığındaydım mutlu mesut. Biraz uzakta ve solumda da gideceğim mağaza. Koruyucu meleğim yine otobüs durağında indi. Birbirimize teşekkür edip kibarca gülümsedik. Işıkla geldi ,ışıkla gitti. Ben hala daha kırmızıda beklememe rağmen onu kaybettim. Bir anda yok olmuştu. Gerçek olup olmadığını kontrol etmek icin oturduğu koltuğu elledim. Koltuk yaşti ve saat 3.50 yi gösteriyordu. Eminim ki başka bir çaresiz, kara bahtlı insana yardım ediyordu.
Eve döndüğümde, sıcak mulling spice çayımı içerken (aslında bu sıcak şaraba eklenen elmalı, portakallı, karanfilli ve tarçınlı bir karışım ama ben çay olarak tüketmeyi daha çok seviyorum) iç sesim yine devreye girdi ve yine senaryolar üretmeye başladı. Ya bana bir tuzak kursaydı, Ya bir dolandırıcı olsaydı ve beni taciz etseydi ? Hemen susturdum kendisini. Bazen bana yardımdan cok zarari oluyor iç sesimin.
Kaşmir için hala geç degil!
İhraç fazlası ürün satan pazarlardan farkı yok mağazanın. Et ete bir kalabalık. Allahtan çığırtkan satıcıların sesi yok. Satis temsilcileri ve güvenlik canla basla işini yapıyor. Birisine kaşmirlerin yerini sordum. Üçüncü katta, asansörle çıkılıyormuş. 10 ar kişilik yan yana dört asansör var ama ona da sırayla biniliyor. O kadar yaşanandan sonra asansör sırası vız gelir tırıs gider. Tahmin edersiniz ki alışverişe gelen erkek hiç yok. Altıncı turdan sonra asansöre binebildim. Benden mutlusu yok.
Bir de ne göreyim! Kapanın elinde kalan bir kalabalık, üçer sıra halinde belki onar adet satış masasını yan yana koyarak iki koridor oluşturulmuş. Elini uzatıp da aradan alırsan şanslısın. Bakındim belki renklere göre ayırmışlardır diye ama herkesin elinde mağazanın simsiyah alışveriş çantaları var. Kimin ne aldığı görünmüyor, nasıl bulacağım ben bu yeşil kaşmiri, hani gazete kuponunda albenisi olanı. Bir de kalabalık ödeme sırasında da kaos halinde , mağaza güvenlik görevlileri uyarıda bulunuyor nizam için.
Neyse yaklaştım bir yere ve hüsran. Sadece neon rengi kaşmirler var ve onlar da kapış kapış gidiyor. Sonra öğrendim ki gazete kuponuna konan o yesil kaşmirler için şöyle bir not düşülmüş: 'Stoklar bitene kadar." Bir baktım ki elimde neon mavi, bedenim olmayan bir kazak var. Ve bir kadın eğer almayacaksam benim elimdekini almaya hazır. Yanıtım, kadının gözlerini hazine bulmuşçasına parlattı.
Şimdi biraz daha net düşünüp görebiliyordum gerçeği. San Francisco gibi ılıman iklime sahip bir yerde kaşmir kazak zaten giyilmezdi o yüzden bu kadar reklam ve fiyat indirimi yapılmıştı. O yüzden bu kadar çok mal ellerinde kalmıştı (Ama alanların mutlaka bir nedeni olmalıydı. Evet, San Francisco'ya turist olarak kıştan gelenler, soğuk iklimde yaşayan akrabalarına noel hediyesi seçenler, ucuza alıp pahalıya satmayi hedefleyenler vardı garanti bu güruhun içinde.) Hayal dünyasından kurtulup gülümsedim ve sizinle de paylasiyorum.
Ya eve nasil döndüm?
O da başka bir hikaye. Bir DEJAVU yaşayamam. Yahoo Haritalarıni nerede bulup bastıracağım? Eve nasıl dönecegim? Çözüm bulmalıydım ama nasıl? 24 yil once FedEX dükkanlarında bilgisayar ve yazıcı vardı aynı bugünkü gibi. Ama ya dükkanlar kapalıysa, denemeye değer mi değmez mi? Bir anda aklıma harika bir fikir geldi. Mağazanın müşteri servisi yardım edebilirdi. Ama nasıl bulacaktım? Güvenliğe gidip sordum ve beni müşteri hizmetleri veren genç bir bayanla tanıştırdılar. "Bana FedEX in yerini tarif eder bilir misiniz?" dedim. Benim gibi yapıp Yahoo haritalardan çıkarmıştı bile. Yüzümü kızartarak evimin adresini vermesini de rica edecektim. Zaten, beden dilimden bir şeylerin ters gittiğini anlayan genç kadın, başka bir konuda yardımcı olabilir miyim diye sormaz mi? Yaşasın, neon kaşmir kazağım yok ama eve dönüş biletim var!
Bir saat 5 dakikalik bir yolculuktan sonra evdeydim. Ve işte o mulling spice'ı,o zaman içiyordum, kalbimde buruk acı, aklımda anılar. Kara Cuma bana tekrarlanmayacak bir deneyim bırakmıştı.
https://medium.com/@debradenizgilleez/a-black-friday-story-b0bdd1f11357
Sahibinin sesinden dinlemek isterseniz
Deniz ILLEEZ
- agezusa.com (Şirket)













