"Barışmasını bilmeyen, kavga etmesin."
İnsanlar anlaşmazlığa düştüğünde bazen köprüleri yakacak kadar ileri gidiyor.
Geçenlerde yine karşıma çıkan şu sözü üzerine düşündüm:
"Barışmasını bilmeyen, kavga etmesin."
Bu söz yalnızca siyaset veya diplomasi için değil, günlük hayatımızda da geçerli.
İş hayatında, ailede, arkadaşlık ilişkilerinde…
İnsanlar anlaşmazlığa düştüğünde bazen köprüleri yakacak kadar ileri gidiyor.
Oysa kavga etmek kadar, barışmayı bilmek de bir meziyet. İnatlaşmalar, haklılık savaşları, hırslar devreye girdiğinde, çözüm yerine daha büyük çıkmazlar ortaya çıkıyor.
Peki, biz barışmayı biliyor muyuz?
Bir anlaşmazlık sonrası hatayı kabul etmek, uzlaşma yolları aramak, karşı tarafın da penceresinden bakmak…
Bunlar kolay mı? Hayır.
Ama bunu başaramayan biri, kavga ederken aslında en çok kendine zarar veriyor. Çünkü kırılan ilişkiler, gerilen ortamlar, kaybolan güven duygusu sadece karşı tarafı değil, bizi de tüketiyor.
O yüzden tartışmaya girmeden önce kendimize şu soruyu sorabiliriz:
Bu tartışma gerçekten gerekli mi? Yoksa çözülebilecek bir şey mi?
Eğer hiçbir noktada orta yol bulamayacaksak, sırf hırs veya öfke yüzünden daha büyük bir kayba yol açmaya değer mi?
Hayatın içinde çatışmalar kaçınılmaz ama önemli olan bunları nasıl yönettiğimiz. Barışmayı bilmeyenlerin ettiği kavgalar sadece daha fazla yıkım getirir.
Belki de bazen bir adım geri çekilip, büyük resme bakmak en akıllıca hareket olur.
Ender Ermiş
İletişim ve İkna Eğitimleri | Özel 1:1 Koçluk - Kurumsal Koçluk |- carpediemcs.com (Şirket)
- enderermis.com (Kişisel)









