Aynı Sofrada İki Gerçek: Gıda güvenliği(food safety) - Gıda güvencesizliği (food insecurity)
Gıda güvenliği ve güvencesizliği birlikte ele alındığında Türkiye’de kalite denetimi, yüksek fiyatlar ve yetersiz beslenme sorunları daha görünür hale geliyor.
Son dönemlerde gıda güvenliği ve gıda güvencesizliği üzerinden yapılan değerlendirmelerde bu iki önemli kavramın birbirinden farklı ancak birbirini tamamlayan kavramlar olduğunu vurgulamak gerekiyor. Gıda güvenliği; yediğimiz gıdanın sağlıklı, doğru içerikte ve denetlenmiş olduğu anlamına geliyor. Gıda güvencesizliği ise; insanların yeterli dengeli ve düzenli olarak gıdaya erişim sorununu ifade ediyor. İki alan birbirinden bağımsız değil, bilhassa biri kaliteyi diğeri erişimi etkiliyor ve birlikte değerlendirildiğinde gıda sistemindeki yapısal sorunları daha net ortaya koyuyor. Gıda güvenliği gıdanın sağlığa olan etkilerini ortaya koyuyor. Yani içinde bakteri var mı, pestisit kalıntısı var mı?, iyi koşullarda muhafaza ediliyor mu, sahte ve bozuk mu gibi sorular ve sorunlar üzerinden gibi Tarım ve Orman Bakanlığı’nın denetim alanına giriyor. Özellikle et ürünleri konusunda at ve eşek eti kullanımı, zeytinyağında naturel sızma diye satılan bazı zeytinyağlarında tohum yağı karışımı kullanılması, süt ve süt ürünlerinde kalite tağşişi ,balda şurup, yoğurtta nişasta, tereyağında bitkisel yağ, baharatta boya gibi sağlığı olumsuz yönde etkileyen ve taklit ve tağşiş içeren gıdalar gıda güvenliğini sorunları.
Gıda güvencesizliği ise; insanların yeterli ve düzenli gıdaya erişimi ile ilgili yani yeterince gıda alabiliyor mu?, sağlıklı beslenmeye ulaşımda ekonomik koşulları yeterli mi, sürekli açlık riski var mı gibi sorunların karşılık bulduğu ve Food and Agriculture Organization tarafından çoğunlukla ele alınan bir kavram. 2026 yayınlanan BM rapora göre 47 ülkede 266 milyon insan akut gıda güvencesizliği yaşıyor bu sayı son 10 yılda iki katına çıkmış durumda. Özellikle çocuklar en riskli grup ve çocuklarda yetersiz beslenme giderek artıyor ve geçtiğimiz yıl bu rakam 35,5 milyon çocuğa ulaşmış durumda. BM ve FAO; açlığın artık geçici bir şok değil çatışmalar ve iklim kriziyle beslenen yapısal bir sorun olarak ele alınması gerektiğini vurguluyor. Türkiye’de durum TÜİK’e göre son yıllarda nüfusun yüzde 12’si maddi yoksunluk riski altında ve bu da gıda dahil insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamadığını ve bunun yanısıra önemli bir kesimin de et, balık tavuk tüketemediğini ve dengeli beslenmeye erişemediğini gösteriyor. Bununla birlikte Türkiye’de gıda güvencesizliğinin ana nedeni yüksek gıda enflasyonu. dolayısıyla düşük gelirliler ,işsizler sabit gelirli emekliler büyük şehirlerde kiracı olanlar en fazla etkilenen gruplar.
Dolayısıyla gıda güvenliği; kalite ve sağlık riski, gıda güvencesizliği ise erişim ve yetersizlik için kullanılan kavramlar. Tek bir örnekle açıklayacak olursak sahte bal satılması gıda güvenliği sorunu, bir ailenin bal alamayacak durumda olması ise gıda güvencesizliği anlamına geliyor.
Haberlerde sıkça karşılaştığımız hijyen ve tağşiş sorunları gıda güvenliğine, yüksek fiyatlar ve yetersiz beslenme ise gıda güvencesizliğine işaret ediyor. Bubirbirini tamamlayan iki kavramı Türkiye açısından birlikte ele aldığımızda; üreticinin maliyet baskısı altında olduğu (önceki yazılarımda değindiğim nedenlerle), tüketicinin alım gücünün zayıfladığı ve buna ek olarak kalite, güvenlik ve denetim mekanizmalarının yeterli düzeyde işlemediği bir tablo ortaya çıkıyor.
Deniz Şişman
·Akademisyen Doç.Dr. Bireysel Sürdürülebilirlik Çözüm Arayışı Platformu











