Atatürk’ün mirası: “Akıl ve bilimin rehberliğinde bir yaşam”
Atatürk’ün “akıl ve bilim” temelli mirası, sadece geçmişe değil, geleceğe yön veren bir yaşam felsefesi olarak her yeni kuşakta yeniden anlam buluyor.
“Benim tutkularım var, hem de pek büyükleri; fakat bu tutkular, yüksek makamlarda bulunmak veya büyük paralar elde etmek gibi maddî emellerin doyumuyla ilgili bulunmuyor.
Ben bu tutkularımın gerçekleşmesini, vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış bir görevin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum.
Bütün yaşamımın ilkesi, bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu�koruyacağım..”
Bir lider düşünün, yokluğu var etmiş.
Bir lider düşünün, kendi hayatını bir kenara bırakıp, ülkesi ve milleti için mücadele etmiş.
Bir lider düşünün, “insana yakışan” bir dünyanın temellerini atmış.
Vizyonuyla, yarattığı kültürle dünyaya ilham olmuş.
Yaşadığı dünyanın ötesinde bir bakış açısı, sonsuz bir inanç ve iradenin örneği, Atam..
“Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum.
Benim manevî mirasım, bilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü güçlükler önünde, belki amaçlara tamamen eremediğimizi, fakat asla ödün vermediğimizi, akıl ve bilimi rehber edindiğimizi onaylayacaklardır.
Zaman hızla dönüyor, milletlerin, toplumların, bireylerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkâr etmek olur. Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır.
Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.”
Yolun, yolum. Rehberim bilimdir.
Zamana inat tutkum, her yeni gün umutla üretmektir.









