ALİBEY- BİZİM HİKÂYE
Hiç gönlü hoş değildir.Zeynep kızını kaybetse de ,hatırası,anıları silinmez.
ALİBEY- BİZİM HİKÂYE
Nisan ayının sonuna doğru köy halkı yavaş yavaş ,yaylalara göçe başladı.Çoğu Çöl (Hashöyük) taraflarına,Acayip Ağalardan Sadık Kaye de (Mehmet Sadık,1861-1911) arazilerinin yoğun bulunduğu,havası ve suyunun serinliğiyle meşhur Kavaklıöz'e.
Köyden göçün amacı,hem arazilerinin yakınında bulunarak kısmen tarım, daha çok ta katık almaktı. Katık almak ,büyük ve küçük hayvanlardan bolca süt sağarak peynir ve yağa dönüştürmek ve horantanın rızkını temin etmekti.
Sadık Kaye, (Muhtar) derin düşünceler ve gaileler içindedir.Yaşı elliye yaklaşmış.Beş evladından ikisi Hacı Ali ile Hüseyin Seferberlikte.Hacı Ali evli kızı Zeynep daha çok küçük.Hüseyin nişanlı.Ahmet en küçükleri.
Sanki seferberlikte bulunanların hali ayan (önsezi)oldu kendine.Kendisi göremedi bu acı yı ama.Bir zaman sonra ikisinin birden künyesi gelir,şehit düşmüşlerdir.Zeynep yetim kalmıştır.
Hayatın gelecek evreleri gözünde bir bir yaşanmakta.Kendisinin vefatından sonra sevgili eşi Kadem'in evden ayrılacağını,Zeynep in daha on yaşına basmadan vefat edeceğini görür gibiydi.
Kadem gelin yıllar sonra hiç unutamadığı şehit eşi Hacı Ali nin evine geldiğinde eski hatıralar canlanır gözünde ve irticalen şu dörtlük dökülür gönlünden.
"Nice şu odada kuzu pişirdim
Gelen misafirin keyfin yeterdim.
Alnım sarı altınlı,kutnu fistanlı
Gittim Manahöz'den camız getirdim."
Hiç gönlü hoş değildir.Zeynep kızını kaybetse de ,hatırası,anıları silinmez.
Kızları Hava,dayısının oğlu Mehmet Dulkadir (Kel oğlan) ile Rukiye ise Kartalkaya Köyünden Hüseyin Kaya ile evlidir.
Sadık Kaye (Muhtar)Kavakliöz'e göç ederken ağır bir ağıt tutturdu yanık yanık.Neredeyse soyunun devam edemeyeceği endişesine kapıldı.
"Atım örklü durur Eğri Bucak'ta
Yazın evim göçer gider sıcakta
Bir toruncuk götürmedim kucakta
Beyler ısmarlamış ben de gidiyom."
Bu dörtlük ,bir asır , artı bir çeyrek asır gibi uzun zaman geçmiş olması,yazılı bir metin olmamasına rağmen üç nesildir hafızamızda.
Ahmet,13 yaşında yetim kalır iki büyük kız kardeşiyle.Tecelli bu ya,oğlu Alibey de 14 ünde yetim kalacaktır.
Zaman geçer. Ahmet, evlennme çağına geldiğinde amcasının kızı Güldane ile evlenir.
Ahmet 1.95 boyunda ,beyaz tenli , geniş omuzlu,güçlü kuvvetli yiğit bir delikanlı.Öyle bir yiğit ki,Sadık'in Deli Ahmet namıyla ünlenir.Tarımın yanında ,ufak tefek ticari işlerle ve çelikcilik le de meşguldür.
Üç erkek,üç kız evladı olur.
Oğullarına sırasıyla dedesi ve Dulkadir Beyliğinin son hükümdarı Alibey adını verirken,babasının adını ikinci evladına Mehmet Sadık,üçüncüsüne ise şehit amcası Hüseyin.
Kızlarına aynı gelenekle annesinin adı Sultan,babaannesi Zeynep ve küçük kızına Kamile.
Mutlu bir evliliği var.Seferberlik bitmiştir.Çocuklarını hep bir yakınının adı da olduğundan maziyi düşünerek daha bir hasretle sever.
Kader oyununu oynamaktadır sanki.Babasının yaşına gelmemiştir.Henüz kırkına yeni girmiştir.1939 yılının Mart ayının başı.Öyle bir hastalığa yakalanır ki,bir iki günde erir adeta.Müthiş su kaybına uğrar. Köye 45 kilometre uzaklıkta Kırşehir Devlet Hastanesine at arabasıyla ulaştırılır. Bir kaç gün sonra oğlu Alibey ziyaretine gider. Baba oğluna dönerek,
-Bak oğlum ben iyiyim.Pencereden bahçeye bakarak,
-Eşeği ağaca bağlamışsın.Görevliler oradan ipini çözerler,şehre başıboş bırakırlar,bulamazsın.Hadi sen evimize git.Der
Bunun üzerine henüz 14 yaşında bulunan oğlu,babayla vedalaşarak eşeğe binerek, babasının yanında refakatçi annesiyle köye dönerler.Dönerler ama durum vahimdir.Zehirli ishal önlenemez.18 Mart 1939 Cumartesi günü acı haber gelir köye.Babanın Yarımkale köyünde amcası,köyünde dayısı vardır.Lakin ateş düştüğü yeri cayır cayır yakmakta,en büyüğü 14 yaşında oğlu ile dul kalan eşi ve canı gibi seven, Hava ablasının dünyası yıkılmıştır.Yayan yapıldak yarım metreyi aşan karda düşerler yola.Hava ablası,adeta bozulamaktadır.Neler neler söylüyor.Ağıtın bir yerinde ,"Çekilin de bir bakayım aklıma " derken kendini kaybetmiş ,dövünmektedir.
"Ileri durun da şöyle varıyım
Odasının kapısını açıyım
Kartalkayalilar taziye gelmiş
Tabakasın orta yere atayım.
Şehre nasıl ulaştıklarının farkında değiller.Ayakları buz bağlamıştır.Cenazeyi bu kış şartlarında köye getirmeleri mümkün olmadığından şehir mezarlığına defn edilir.İki acılı kadının ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüştür.Yusuf amcazadelerinin şehirdeki evinde biraz soluklanırlar.Yalnız ve çaresizdirler .Daha bir hafta önce konuşarak hastaneye getirdikleri Deli Ahmet,ölüme yenik düşmüştü.Ani ölüm haberini duyan Karaisa köyü halkı ,, " Deli Ahmet'i alan Azrail ,bize bir el varmaz,hemen alır." sözleriyle hayretini gizleyememişlerdi.
Günler, aylar hep bu aileyi üzüyordu.Babanın ölümü üzerinden bir yıl geçmeden daha on bir yaşında bulunan oğlu Hüseyin attan düşer,kaburgaları kırılır.Tedaviye cevap vermez. Üç ay içinde o da vefat eder.Aile yıkılmıştır.
Babadan atadan intikal eden tarlalar, bir çift öküz ,iki inek ve bir binek at kalmıştır.Tarlayı kim sürecek,ekini kim ekecek,kim biçecek..
Eldekileri muhafaza etmeye çalışsalar da ,yetim mallarını habersiz ekenler,biçenler var vicdansızca.Biliriz ki,ölüm dışında,bu dünyada olan herşeyin hesabı sorulur birgün.
Yıllar geçmek bilmemekte,sıkıntılar artmakta.Alibey ,öküzlerle Höyüğün ardında herk etmekte.Yanında bulunan kır atın zikkesini çakarak uykuya dalar,daha ondokuz yaşındadır.
Uyanır ki,at yerinde yok.Zikkeyi sökerek ,atı götürmüşler.Sağa sola bakar.Etrafı araştırır.Haber gönderir.Bir türlü haber alamaz.Öyle bir attı ki, babası vefat ettiğinde Üç gün yemeden içmeden kesilmiş,ayakta göz yaşı dökmüş,bazı insanlardan vefalı idi.
Alibey ağladı,sızladı ata.Baba yadigârı ,vefalı ,kardeş gibiydi.Savcılığa suç duyurusunda, valiliğe şikayette bulundu.Sonuç alamayınca Cumhurbaşkanlığına mektup yazdı.Cumhurbaşkanı İnönü,atın bedelinin ödenmesi talimatını verdi.
Babasına şöyle seslenecekti Alibey,
" ..Gelsen bugün mezarında durmasan
Eski dostun biri kalmadı baba."
Felâket felâket üstüne geliyordu.Alt üst olmuştu Alibey.
Anne çaresizdir.Suskunluğu bile dayanılmaz bir hâl almıştı.Askere gitmeden oğlunu Hava halasının güzel kızı Aynahan ile nişanlar.Gençler birbirlerini çok sevmekteler,yuva kurma hazırlıklarında iken,Aynahan birden hastalanır.Çaresi bulunmaz ve sanki ölüm geleneği güzel Aynahan'i alır götürür.Dayanılmaz,çekilmez bir acıdır.Babası gibi uzun boylu,beyaz tenli yiğit delikanlı Alibey,babasının genç yaşta ölümü,atının çalınması ruhunda fırtınalar estirmiş ,artık şiirler yazmaya,ilde adını duyurmaya başlar.
Kırşehir Valisi Bekir Baran, kendisine bir saz,bir teneke gazyağı ( o yıllarda elektrik olmadığından aydınlanma gaz lambası) hediye ederek şairi yüreklendirir.
Aynahan'in annesi Hava Dulkadir, ölüme ve kardeşinin oğlu Alibey'e o kadar üzülmüştü ki, ağıtlarını köy halkı ezberlemişti.
"Elinki allı da benim ki morlu
Kızların içinde Aynahan belli.
Zülüfü tokalı,beliği güllü
Anan sana kurban olsun Aynahan.
Gelinim lohusa ,kızım hahayda
Sele gittim,dal arıyom bu ayda
Cafer talim eder ,diz kapak karda
Aman sana kurban olsun Aynahan.
Ömer de okusun,ben de okurum
Gitme allım, kollu kilim dokurum
Bibin sana kurban olsun fakirim
Haliyınan donatırim odanı.
Aynahan,hasta yatağında ziyarete gelen yakınlarına dönerek bir ara ,
"Emmim ,dayım geldi ohdum hoşaldı
Demiyom ki allı kızım döşendi
Gece ,gündüz kirmen eğiriyordun
Otur anam gayrı,elin boşaldı .
Dert,sıkıntı bitmiyordu Alibey için.Aylar geçiyor,acılar geçmiyordu.Önce babasını,sonra kardeşini,sonra nişanlısını kaybetmesi dünyasını karartmıştı.Babasından yadigâr kıratın çalınması da kabuk bağlayan yaraya biber ekmişti.Kırşehir Valisinin armağanı gazyağı ile aydınlanıyor,ancak sazı bir türlü eline alamıyordu.
Zaman durmuyordu.Askerlik çağı gelmiş, dört yetim kardeş ve dul kalan annesiyle vedalaşarak üç yıl sürecek Mardin de askerlik görevini ifaya gidiyordu.Duyguları şu dörtlüge dönüştü.
;Yüce Tanrım,sana dilekçem arttı
Nedir bu kalbimi inciten okun.
Zehirli hançerin bağrıma battı
Ben miyim Mecnun'u şu yerin,göğün."
Haklıydı.Bu kadar ağır yük yüklenir miydi bir kula.;
Ayda,yılda bir kez uğrayıp durma." derken de .
Kendi kendine moral veriyor.Rabbinden sabır isiyordu."Eyüp'e dur diyen bana sabır ver."
25.03.2020
Ahmet Dulkadiroğlu















