“Air rage” diye bir kavram var;

“Hava öfkesi veya havadaki öfke” olarak çevirebiliriz belki.

“Air rage” diye bir kavram var;
age” diye bir kavram var; uçak yolcularında ortaya çıkan ve sıklığı giderek artan bir olguymuş bu. Eğer bir uçakta business class / birinci sınıf bölümü varsa, ekonomi sınıfı yolcusunun uçakta bir nedenle kavga çıkarması anlamına geliyor. “Hava öfkesi veya havadaki öfke” olarak çevirebiliriz belki.

Eğer ekonomi sınıfı yolcuları uçağa orta kapıdan bindirilmiyor ve “business/first class” bölümünden geçiriliyorsa öfke ihtimali daha da artıyor.
Bu öfkeyi yaşayan kişi tabii ki gidip doğrudan birinci sınıf yolcusuna saldırmıyor ama başka bir nedenle kabin ekibiyle veya diğer yolcularla kavga ediyor.

Bunun nedeni neymiş derseniz… Kişiye sınıf hiyerarşisindeki yerinin hatırlatılıyor olması.
Ve eşitsizliği hissetmek, insanları birbirlerine karşı daha kötü davranmaya sevk ediyor.

*

Bu araştırma 2015 yılında, hiyerarşinin ve eşitsizliğin görece az ama bir yandan da bireyci kültür özelliklerinin baskın olduğu bir toplumda; Amerika'da yapılmış.
Tartışmaya açık yönleri olsa da, bugün konuyu bağlamak istediğim yer açısından anlamlı:

Tepkilerimizin kaynağı, onları ifade ediş tarzımız, davranışlarımız bireysel midir yoksa geldiğimiz kültürel havzadan da etkilenir mi?

*

Birtakım davranışları, eylemleri açıklamak istediğimizde onların gerisindeki faktörler listesine doğayı, biyolojiyi ve onlarla şekillenen kültürü eklememiz gerekiyor.

Ve “kültür” öyle bir güç ki, yaşamımızın ilk yıllarından itibaren bizi şekillendirerek, olaylara tepki veriş tarzımızı; ahlâka, hiyerarşiye hatta iş birliğine, mutluluğa ve başarıya bakışımızı da belirliyor.

20 yıldan fazla süredir ülkeler ve kıtalar arasında yer değiştirirken belki en çok zorlandığım fakat bu sayede en çok kafa yorduğum konulardan biri oldu “Kültürel farklılıklar ve bundan doğan davranış farkları” konusu.

Daha önceki bir yazımda anlatmıştım...

Mesela, birkaç yıl yaşadığım Kuzey Afrika coğrafyasındaki “Lundi prochain insallah” ifadesi, o kültürü en iyi özetleyen ifadeymiş gibi gelir bana.

“İnşallah, gelecek pazartesi günü yaparız.” anlamına gelen bu söyleyişin; verilen ama vaktinde yerine getirilmeyen sözlerin, her işin yavaş akmasının gerisinde esasen zamanın esnek algılanması ve yaşanması yatar.
İklimsel koşullara/sıcağa bağlı nedenlerle oluşmuş bir kültür vardır orada.

Öfkelenmeden, yargılamadan anlamayı başardığımızda, hem tepkilerimizi "ideal"e ulaştırmada hem de kendimizi tanımada bir hayli yol katetmiş oluruz.

Nitekim...

İsviçreli psikiyatrist Carl Gustav Jung'a kulak verecek olursak...

"Başkalarında bizi rahatsız eden her şey kendimizi tanımamızı sağlar."

Ne dersiniz?
*


*Bir not:

22–25 Ekim tarihleri arasında Global Marketing Summit & Exhibition 'daki konuşmam için İstanbul’da olacağım.

6 Aralık’ta da TÖSED - Businessturk Brussels davetiyle Brüksel'deki Türk-Belçikalı iş insanlarıyla bir araya geleceğim.

Ve iki konuşmamda da günümüz iş yaşamının olmazsa olmazı “Kültürlerarası İletişim” konusunu düşünmeye açacağım.

Katılabilenleri tanışmak ve tartışmak için beklerim.

Damla Ömür Tantekin

  2. derece bağlantıFounder of D Strategy | Advisor&Writer | Speaker |