Ermeni Yalanları 24Nisan “1915 Osmanlı Rus Ermeni Trajedisi”

1915 olaylarına ilişkin farklı tarihçi ve hukukçu görüşleri yeniden gündeme gelirken, tartışmaların akademik ve politik boyutları öne çıkıyor.

Ermeni Yalanları 24Nisan “1915 Osmanlı Rus Ermeni Trajedisi”
Ermeni Yalanları 24Nisan
“1915 Osmanlı Rus Ermeni Trajedisi”
Elinizde tuttuğunuz, gerçeğin ışığıyla, Batı’nın öne sürdüğü savları çürüten bir kitap, bir Fransız Avukatının 1915 Ermeni olaylarıyla ilgili nesnel ve başarılı savunması olmanın ötesinde, Türkiye’yi asılsız savlarla suçlayanlar için hazırlanmış bir iddianemedir. Avukat George de Maleville, Ermeni soykırımı savını belgelerle çürütmekle de kalmıyor, Fransa’nın diktiği “Kin Anıtı”nın” … Bayağı bir düşüncenin ürünü” olduğunu vurgulayarak tarihe not düşüyor.
Maleville konuyu her aşamada belgelere dayanarak inceliyor. Bilgi ve belge için İstanbul’a geldiği ianlıyoruz. “İstanbul’a giderek tüm kentte oturan Ermeni toplumu ziyaret ettik ve yüzlerindeki ifadeyi inceledik. Hiçbir yerde, Türkler’le sürekli olarak birlikte yaşayan Ermenilerde hiçbir korku duygusuna rastlamadık. Pazar yerlerinde, limanda bulunan lokantada, iki toplum arasındaki bağlılık tamdır ve burada Paris’ten göç etmiş toplumlar arasındakinden çok daha içtenlikli bir sempatiyle sürmektedir.
Bir olay üstüne üç görüş!
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanmış iki tarih profesörünün Ermeni sorununa bakışını yansıtan iki haberle başlayalım,.
“ABD’li tarihçi Prof.Dr. Justin McCarthy, Avrupa’nın, Türkiye’min AB’ye girebilmesi için önce “Ermeni soykırımını itiraf etmesi”ni beklediğini bildirerek, “Giriş ücreti olarak yalanı talep eden bir kuruluşa girmeniz uygun olur mu? ‘Babanızın katil olduğunu İtiraf ederseniz girebilirsiniz’ diyen bir birliğe üye olunabilir mi? dedi”1
Bu da bir Türk profesörünün görüşü(!)
“Türkiye Cumhuriyeti 1915 olaylarından sorumlu tutulamaz. (Bunun bir tuzak olduğunun altını çizelim/ED.) Başbakan veya Dışişleri Bakam şunu söyleyebilir: Bütün ulus devletlerin oluşumunda acılı ve karanlık sayfalar vardır. İttihat Terakki yönetimi Osmanlı halkının bir kısmına karşı tehcir kararı almış ve bu uygulama sonuçta birkaç yüz bin İnsanın ölmesiyle sonuçlanmıştır. Bu tarihçilerin özgür tartışmasının ve nesillerin bu gerçekle barışmasının ürünü olabilir. BM’ye götürelim, çünkü ‘Soykırım olmadığı ortaya çıkarlarının tamamen blöf olduğuna inanıyorum.”
İki profesörün bir tarih olayına bakışı; Biri ABD’li gerçeği gören gerçek bir bilim adamı. Öteki Ermeni sorununu tarih gerçeklerini saptırıp sorun yaratanlarla el birliği yapanların safında yer alan bir bilim adamı(mı)! İşte bilimi politikanın emrine verenle vermeyen arasındaki ayrımı yeterince anlatan İki paragraf…
Bir de üçüncü görüş ve adam var! Bir hukukçu ama hukuku ne politikaya, ne çıkara alet etmeyen bir Fransız avukat o. Bu yazımızın konusu olan Ermeni Sorununu çağdaş hukuk verdilerine ve tarih gerçeklerine göre ele alan bir hukukçu Elinizdeki kitap çağdaş ve onurlu o hukukçunun günümüzde Sevr yolunu açmak isteyenlere verilmiş bir yanıt ve anlamayanlara savrulmuş bir tokattır.
Yazımızın başlığı o onurlu insan gibi insan ve hukukçu George de Maleville’nin Ermeni sorununa bakışını belgeleyen kitabının adıdır. Sevr düşünden çıkamayan Batı’nın, yüzyılların kiniyle kararan çirkin yüzüne indirilen bir şamarın belgesi olmanın ötesinde, akıl dışı soykırım savlarını çürüten kitabın3 adıdır. Bu kitap, tarihe gerçeklerin notunu düşüren bîr çalışmanın ürünüdür. Gerçeğin izinde yürüyen bir Fransız Avukatının, 1915 Ermeni olayları ve tehciriyle ilgili belgesel ve başarılı çalışması, Türkiye’yi asılsız savlarla suçlayanlar için hazırlanmış bir iddianamedir. Avukat George de Maieville, “Ermeni soy kırımı” savını belgelerle çürütmekle kalmıyor, Fransa’nın diktiği “Kin Anıtı”nın “…bayağı bir düşüncenin ürünü” olduğunu vurgulayarak tarihe not düşüyor.
Maieville Ermeni sorununu irdelerken, nesnellikten ayrılmıyor. Dahası İstanbul’a geliyor ve Ermeni yurttaşlarımızla yüz yüze konuşuyor. Belgeleri inceliyor ve o tarih olayını gerçek boyutuyla çözümlemeye çalışıyor. Çalışmasında Ermeni savlarını da değerlendiriyor.
Erzurum ve Van yöresindeki olayların izini süren yazar, Ermenilerin Çar ordusuyla işbirliği içinde Türklere karşı katliama giriştiklerini de belgeliyor. (syf:505i)
Belgeleri ve tanıkları tek yanlı seçmemiş. Geniş bir kaynakçadan ayrı, kendi gözlem ve araştırmalarının da yer aldığı kitap, Batı’nın Türk düşmanlarının yüzüne çarpan gerçeklik anıtıdır. İlk tanışını görelim mi? Bir Ermeni yazarıdır bu.
Ermeni yazarı Papazyan. “Taşnakların Osmanlı Ermeni kesiminin liderleri, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girince, bu ülkeye verdikleri şeref sözünü tutmadıklarını…” dahası; “gönüllü Ermenilerin Kafkasya cephesinde Osmanlılara karşı savaşmaya gitmeleri için çağrıda bulunulduğunu” yazar.
Tarihçi Rafael de Nogales’in saptadığı şu davranışa ihanet dışında ne denir: “Savaş fiilen başlayınca Osman’ı Meclisi’ndeki Erzurum Milletvekili Pastırmacıyan. III. Ermeni ordusunun hemen hemen tüm subay ve erleriyle cephe değiştirmiş ve Rusya tarafına geçmiştir…. Kısa bir süre sonra, bu subay ve erlerle geri dönüp köyleri yakmaya ve ele geçirdikleri sessiz durmakta olan tüm Müslümanlara bıçaklarıyla acımasızca saldırmaya başlamışlardır.”
İhanete çanak tutanlar:
Bir başka tarihçi, Clain Price; Doğu sınırı kesiminde, Ermenilerin Rus ordusu saflarına geçmek üzere askerden kaçtıklarını yazar. Şu saptaması ihanetin arkasındaki iki yüzlü Batı’yı gösterir.
Price: 1915 Nisan’ında Lord Byrce ile Londra’daki ‘Ermenistan Dostları Derneği’nin asker kaçaklarını silahlandırmak için para toplamaya başladıklarına değinir ve şöyle sürdürür: “Rusların bu gönüllüler desteği karşısında kayıtsız kaldıkları iddia edilemez. Nihayet Nisan ayı sonunda bunlar Van’ı ele geçirdiler. Osmanlı halkını kılıçtan geçirdikten sonra, kentte geri kalmış olanları Rus ordusuna teslim ettiler.” (syf:5l 52)
Maleville bu olaylara nasıl mı bakıyor: “İşte kendi dostlarının ağzından sözüm ona dürüst ve ulusal halkın yaptığı eylemlerin anlatılışı. İngilizlerden sağlanan ve ‘soykırım’ konusundaki kampanya sırasında, Türkleri suçlayanların başında gelenlerden biri olan Lord Byrce tarafından toplanan paralarla, bu halk Ruslar tarafından silahlandırılmaktadır.!” (syf:51 52)
Clain Price: Bu olaylar dan sonra: “Enver Hükümeti ordudaki Ermenilerin dürüstlüğünden kuşku duyduğu için silahlarını alarak istihkâm bataryalarına gönderdiğini ‘ (syf: 51) yazar.
Maleville’nin şu saptaması bile olayı ne denli nesnel ölçülerle ele aldığının kanıtıdır.
Olayların bu aşamadan sonraki gelişmelerini Maleville’yi İzleyerek öğrenelim:
Savaşın ilanından itibaren Klikya ve Maraş yöresindeki Ermeniler ayaklanır. 1915 Şubatında, Rusya’nın Londra Büyükelçisi, Antakya’ya bir çıkarma yapar ve 15.000 asiye erzak sağlamak amacıyla İngilizler nezdinde girişimde bulunur.
29 Kasımdan itibaren Van yöresinde bir silahlı direniş örgütü eyleme geçer. Başlarında Van milletvekili Papazyan vardır. Müslüman halk evlerinden kovulur. Vali Papazyan 24 Nisan günü kentten ayrılır, (syf: 52)
22 Nisan günü, Sivas Valisi telgrafla Ermenilerin 30 bin kişiyi silahlandırdıklarını, bunlardan 15 bininin Rus ordusuna katıldığını yazar; 15 bininin de Osmanlı ordusunu arkadan kuşatacağını bildirir, (syf: 52)
27 Nisan da, 1000′den fazla asker kaçağı Diyarbakır’da tutuklanır.
Maleville bu kısa notlardan sonra der ki: “Tüm bu olaylar genel kurmayın resmi telgraflarıyla saptanmıştır. Ve bu koşullarda Doğu Anadolu’nun tümü ayaklanma halindeyken, Osmanlı Hükümetine ordularının ve kendisine sadık kalan halkın güvenliğini sağlamak için karşı önlemler almış olmaktan dolayı suç yüklemek istenilecekti.” (syf: 53 54)
Ya şu tarih gerçeği:
“Yunanistan 1917′de Osmanlıya karşı savaşa girdiğinde, Anadolu Rumlarına karşı hiçbir kötü hareket yapılmamıştır. Anadolu’daki Rumların sürgün edilmesi düşünülmemiştir. Çünkü Rumlar rahat durmuşlardır. Ve 1918 ateşkesine kadar başlarına kötü bir şey gelmemiştir.” (syf:53)
“Eğer Ermeniler aynı şeyi yapmış olsalardı, kısacası sürgün ve bununla gelen katliam olmayacaktı.” (syf: 53)
Maleville’i izlemeyi sürdürelim:
“Bütün ülkelerde tüm yönetimlerde savaşta olan orduların kurmay heyetleri savaş bölgesinde oturan ve birliklerinin hareketini engelleyebilecek olan halkları cephe gerisine göndermektedirler. Özellikle de bu halklar kendisine düşmansa…” (syf: 53 54)
Bu olaylar sonunda Osmanlı Devleti tehcir kararı almış ve uygulamıştır. Bu konuyu da yazarın bakışıyla tarihe not olarak düşelim:
“Nakil sırasında, gerçekten birçok trajik olay görülmüştür. Fakat bunlardan hiçbiri Bab ı Ali tarafından verilen emir üzerine olmamıştır. (..) Osmanlı mahkemeleri tarafından savaş sırasında verilen mahkumiyet hali dışında, katliamların faili olan bu kontrol edilemeyen ‘elemanların’ kişiliği saptanmış değildir. Zira bunlar dağınık düzende, kelimenin tam anlamıyla nakledilen Ermenilere karşı bir rastlantı sonucu olarak eylem yapmışlardır. Kürtler mi acaba? Yol eşkıyaları mı? Yakınlarının öcünü almak isteyen Müslüman Türkler mi? Kuşkusuz rasgele, her bir kategoriden bir parça. Ve şunu da yineleyelim: Rastlantı sonucu. Zira, bu felakette, birlikte yapılmış hiçbir plan yoktur. Bunu gözlemek önemlidir.” (syf: 68 69)
Fransız gazetecinin kitabı 1980 başında yayınlandı.O yıllarda söyleşilerde Ermeniler ne demiş çok ilginç:
“Türkler soykırımı tanısınlar,biz söz değil toprak istiyoruz.”
“Türk diplomatları öldürmek normal mi?Ermeniler katil değil,AMA bazen bütün dünyaya Ermenilerin ne olduğunu göstermek için öldürmek,katil olmak gerekiyor.”
“Evet,bizim atalarımız cellattı.Özür dileriz! Gibi basit bir cümleyi kurmayı red edenlere karşı acımasızlığımız artacaktır.” [Bugün bunu diyenler nereden bilmiş bak sen]
“Türk elçilik ve konsolosluk işgalleri çoğalmalı insanlar ölse de sesimiz duyuluyor” (teröre kim yandaş?)
“Suikastlarla gurur duyuyoruz”
“ASALA kahramandır.”
Okuduğunuzda terörist PKK ile ayni dili ve argümanları kullandığını rahatlıkla görürsünüz. Gizli saklı bir durum yok zaten.Sahte belgelere tutunmuş şizofrenik kimliklerin söyledikleri ibret verici. Fransa”da diplomatlarımızı öldüren teröristler kaç yıl aldı dersiniz?Sadece 2 YIL!
Avrup,a Ermenileri ve terörü kışkırtmıştır ve kışkırtmaktadır ve kışkırtacaktır. Batı’da yükselen ırkçılığın hedefi haline getirilen Türkler “barbar” ilan ediliyor. Kim barbar acaba tarihte açık seçik yazıyor.
Nevval Sevindi