Ad
302

ŞAİR Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ

ADI ÜSTÜNDE, KARA SEVDA …

ADI ÜSTÜNDE, KARA SEVDA …
ETMEZSE, İHYA …..
YA DELİ-DİVANE EDER YADA MEFTA …!

Önce göz, gözü görmezliklerde duman kesilir, sis, sis çöker …
Ardı sıra duygularımı, düşlerimi, hatta ruhumu yutan …
Katran karasından da beter, o ürkütücü zifiri vaşak karanlığı karabasan olur, ağar üstüme, üstüme …
Böylesi anlarda ….
Çisil, Çisil sen yağarsın, gecenin içinden …
Göz bebeklerim senle dolar taşar, kirpiklerim senin için ıslanır …
Sonra, beni lime, lime eden, kesif bir yorgunluk …
Derken, ardı sıra bezginlik ve gölge, gölge siluetin kaplar …
Beni tepeden tırnağa sarıp, adeta nefessiz koymacasına abana, abana işkal ve hasılı, ilhak edersin ..
Hayatın zorbalığından çektiğim yorgunluk azmışçasına …
Birde, tutkulu mu tutkulu KARA SEVDA’ da, sana vurgun, sana tutuklu, sırılsıklam sana aşık hallerde …
İçimde, sevdanı büyütürken, sana hasretin o, görünmez …
Onulmaz, üstelik kentalle, tonla değil, megatonlarla bile ifade edilemeyecek kadar, devasa ağırlıklarda, yükü çöker…
Üstüme, üstüme devrilirim, bitmeyen çilelerin çarmıhında gün tüketip, ömür eskitmekten …..
Yakılıp-söndürülmekten helak olmuş, muma dönerim ….!
Atlasımın, Kutup Yıldızı olmuşluğunda …
Seni düşününce …
Her seferinde, her nedense ve ne hikmetse ….
Gölgelerin ve nakış, nakış işlenen dantela güzelliğinde yüz dökmüş hallerdeki, mahzunluğun ve hüznün sarar … 
Önce, gözlerimi sonra, her yanımı, esir alır …
Ruhumu elem, gönlümü karanlık, yüreğimi sızı, gözlerimi yaşlarla çoğalan, tarifsiz karanlıklar, kaplar …
Yukarıdan aşağıya, soldan sağa yada tersten bulmacalar doldurmaya koyulanlar misali, dalarım, seni çözmelere …
Her keresinde yenilgi ve teslimiyet, bana ….
Çözümsüzlüklerde, bilinmezlik, gizem ve keşfedilmeyi bekleyiş, sana düşer ….
Karın-kışın mevsimi, her mevsimin elvan, elvan emaresi olur olmaya ve bilirim de bilmeye, üstelik …
Gel gelelim, senin ne ip ucun ….
Nede huyuna, suyuna, karakterine, davranışına, nazına, edana dair, en ufak bir im’ in, ip ucun yok …
Hasılı çetrefilli ve aklımı karıştırmakla kalmayıp …
Düşündüğüm her an, dumura uğratan çözümsüz çok bilinmeyenli denklemliğinle ….
Dahası, her halinle işkal ve talan edersin, dünyayı dar edersin, bana …..
Uykusuz gecelerimde, yorgun gözlerim, sana …
Yokluğunda, yoksunluğumda, senli düşlere yumulmaktan helak oldu, biçareler …
Gel, gör ki tüm çabama ve kıvrım, kıvrım kıvranışlarıma rağmen ve üstelik, inatla …..
Dahası da, kedinin fareyle oynadığı gibi ….
Benimle oynayıp durmalarında bile, sabırda lahavlelerle ismini tespih etsem de ..
Ne perdeler aralanır, nede, sen görünürsün …
Ne fırtınamda, nede süt-liman hallerimde varsın …!
Bu anlarda, yüce dağ başlarını otağ tutan, kara bulutları kıskandıran, yoğun mu yoğun dumaniliklerde ..
Özgürlüğüne düşkünlüğünde, ele avuca gelmeyen YILKI ATI olur …
Tırısa kalkmışlıklarda, koşmalara durur …., 
Bana, toz yutturarak, süzülür gidersin o, bulutlu gizemli alemin içinde ….!
Hangi coğrafyalarda, hangi atlaslarda ve iklimlerde olduğunu bilmeyi bırak ….
İzini sürüp, keşfedemeyişimin sancılarında, baka kalırım, ardın sıra ….. 
Kala, kala bana, şen-şakrak gülüşü andıran, kişneme ve nal sesiyle ….
Rüzgara kapılıp, savrulan ekinlere taş çıkarmacasına, yele kesilip, savrulan saçlarının esintisiyle, kokusu kalır …..
Koku, koku dolarsın içime, çoğalır, çoğalırsın bende, beni yutmacasına ….
Hasılı varlığında erememek, yokluğunda düşlerimden taşıp-yitişinle beni boynu bükük, mahzun ve perişan koyuşun tak ettirir canıma …
‘’ - Yeter be yeter ! ‘’ Çığlıklarım arasında kan terler içinde kalarak uyanışlarımda kahrın elvan türlüsü, elemin en koyu tortulu hali kalır ..
Üstüne, üstlük ..
Tamda bu anda, çöken alaca karanlıklarla, şafak kızıllığında serap oluşlarda, bir görünüp-bir yok oluşlarda tattırdığın, tarifsiz kederler kalır, bana ..
Yokluğun, her gece yuvarlanıp-düştüğüm, dipsiz gayya kuyum, varlığın hicranım olur ..
Ne erebilip, nede vaz geçememek nasıl kahredici ve yiyip bitiren törpüdür, bilsen ?
Bunu birebir yaşayıp, çekenden başka kimseler bilemez ve tarifi mümkünde değil ..
Çünkü, sözcüklerin gücü yetmez bu koyu kasvetliklerde sensizliğin azabını anlatmaya ….
Sen, eremediğim sevgililiğinle, gözüme kaçan kör duman, dişime saplanan çıkmaz, dayanılmaz ağrı, boğazıma düğümlenen, hıçkırık olur ..
Özlem, özlem çoğalan yokluk hallerinde, büyürsün içimde..
Ulu dağlarla yarışa koyulmuşluklar da, onların erişilmez dorukları gibi, adeta bulutları öpüp, güneşi yakalamacasına yükselir, yükselirsin, arşa ..
An gelir tahammülsüzlüğümde, içim-dışıma çıkar .
Meyliğinde içtiğimde, başımı döndürenim, keskin safralığında kustuğumda, hala içimde kalanın, sen olmuşluğunda ..
İpini kırıp, semada kaybolan uçurtma olup çıkmışlığımda, naçarlık ve yoksunluklarda dönenir dururum ..
Bedbahtlığın çarmıhında soluk, soluk ölümü içerek …
Ömür denen yolun sonuna gelmişliğimde …
Yine, hala ve inadına sana hasretliklerde açık giden gözlerimde, can havlimle son peydahlanan görüntü SEN OLURSUN … 
Anlaşılan o ki …
‘’ – Aradığım, adlandıramadığım, anlamlandıramadığım yanıtı, hayatım pahasına olmacasına …
Son nefesimde bulmuşluğumla, kavrarım, acı gerçeği, tüm yakıcılığıyla !
KARA SEVDA denilen, ömre bedel …..
Ölümden de beter zulüm, bu olmalı ….
Ömrümle diyetini ödeyerek, öğrenmişliğimle ….
Değil, en amansız yılan ağularından, GÜZEL AVRAT OTUNDAN …
Hatta, SOKRATES’in bile mevtine sebep olan Baldıran otu zehrinden de beterliklerde, yüreğe işleyip ..
İnsanı ondurmayan, panzehirsiz, öldürücü ağudur, KARA SEVDA !
Öldürücü ağudur, KARA SEVDA !
Ondandır demem …
Adı üstünde KARA SEVDA …
Etmezse ihya ….
Ya DELİ-DİVANE EDER yada MEFTA ….!
Ya DELİ-DİVANE EDER yada MEFTA ….! 

Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ / İSYANİ 

Immenstaad / Friedrichshafen / Almanya 

11 / 04 / 2019 

Saat ; 11_00

Ad

Yazarın Diğer Yazıları

  1. ADI ÜSTÜNDE, KARA SEVDA …
  2. YÜKLEME ……,
  3. KAZI BENİ...
  4. KUŞATIR ÖMRÜMÜ ..….,
  5. ÖMRÜMÜN ÖYKÜSÜNÜ ………
  6. DOLAP BEYGİRİ KESİLEREK ….,
  7. Yazarın Tüm Yazıları

Yorum Yaz