Ad
204

DOKTOR Sait BAŞER

SELAM SÖYLE

Selam esenliktir.
Selam vermek esenlik dilemektir.
Selam almak esenlik duaları almak ve iade etmektir.
Selam söylemek esenlik duaları iletmektir.
“Selam Söyle” demek esenlik dualarımı muhatabıma ulaştır demektir.
SELAM SÖYLE diyor Sait Başer Hoca…
“Selam Söyle…”
Töre’nin çocuklarına, Oğuz’un evlatlarına, Töreli, Oğuz soylu yiğitlere SELAM SÖYLE diyor. 
Selam gönderiyor, esenlik müjdeliyor.
Töredeki kavli duruşları, hasbi kavrayışları fiili yöneliş ve kavrayışlara eriştirecek bakış açılarıyla esenlik diliyor.
GÜL DİBİNDEN NİYAZ ederek esenlik diliyor. “Sen ey gönlümü dolduran esrarın Sultanı! Sensiz beni neyleyim.” Diye başlayıp “bize hayalden hakikatine yol aç ey Sultanım !” diyerek niyaz ediyor.
İÇİNE TAŞRALI/Kendine Yabancı duruşumuzu esenliğe çevirecek bakışlarla SELAM SÖYLE diyor. “Taklitten elde edilecek bir değer mümkün değil, tahkiki uyanışlar elzemdir. Bir ezberden bir ezbere savrulmayacak duruşları” işaret ederek SELAM SÖYLE diyor.
LAFAZANLIKLA HİKMET bir arada barınmaz. Esas söz Cenab-ı Hakk’ın som aynasıydı. Aydınlık bir aleme delalet ederdi. Bu yüzden lafazanlık tan hafazanallah… Diyerek bir nurun kaynağından Selam Söyle diyor.
Alıyoruz selamlarını, esenlik esintilerini alıyoruz ve kadim yazgıların, kadim sezgilerin, TÖRE’NİN kapısını aralıyoruz. 
Sait Başer Hoca’nın SELAM SÖYLE adlı eserinden söz ediyorum anladığınız gibi…
Pırlanta fikirlerle bezeli, 188 sayfalık düşünce pınarı. İnsana dair, inanca dair, anlamaya/akletmeye dair, yeniden uyanış, yeniden yapılanış ve kendini iç dünyanı yeniden inşaya dair… Her dem yeniden doğmaya, yenilenmeye, yenilendikçe dirilmeye/dirilişe dair… Sohbet havasında, sohbet tadında bilgece düşünceler.
Yayınlandığı günlerde sosyal medyada kapağını görmüş, gül sepeti içinde sunulan gülce fikirleri, gül kokulu selamı almış “baş üstüne” demiştim. Selamı alınca muhatabına iletmek borcunu yerine getirerek şöyle de demiştim:
Gül sepet içinde gelen sevgiyle,
Aldığım selamı yârâna verdim.
Al götür denilen kadim sezgiyle,
Bizi yüreğinden sorana verdim. 
Zarfıyla tanışınca ifade ettiğim bu duyguların eserdeki karşılığını henüz bilmiyordum. Çünkü henüz okumamıştım. Mazrufa Sait Hocamın kendi elcağızından Karasu buluşmalarında kavuşunca duygularımın karşılığını bulmuş oldum. Hissi kablel vukuumdan çok mutlu oldum. Hemen okumaya giriştim. Her sayfasında ayrı bir güzellik, farklı bir lezzet buldukça yeniden yeniden okudum. Karasu’da suların bir kere daha aydınlandığını görüverdim. Selam esenlikti çünkü. Selam söylemek esenlik duaları uçurmaktı Anka kanadında…
72 başlık var… Yunus’un 72 millete bakışı gibi halden hale, yeniden dirilişe, yeniden inşaya, Nimet-i İlahinin nurlarına garkoluşa nefes nefes pencereler açıyor. Çarpıcı, kuşatıcı, aydınlatıcı, kolaylaştırıcı, yol açıcı nefesler.
BİSMİLLAH diye başlayıp bir ULU YOL’a düşüyorsunuz. “Ah! Nolurdu bir “Bismillah” çekiverseydik. Her başlangıcın bir “Ol!” emri taşıdığını, her “Besmele”nin kulluk ve aczimizi hissederek o yaratışa iştirak niyetimizi dillendirdiğini unutmadan…….” ULU YOL’a, İtikad yoluna, İmam Mâturidî ontolojisine yol düşürüverseydik. “Cenab-ı Hakk’ı böyle bir idrakle anlarsak “Yunus’umuzun “Kur’an okuyan kendi, kendi Kur’an içinde” deyişinin dayanağını da görmüş oluruz.” Değerlenmesinden sonra “Bir ucunda Hâce Ahmet Yesevî atamız, diğer ucunda Gül Baba’nın işaretlediği coğrafyamızın ihtiyaçları muazzamdır. Bu toprakların ve üzerinde bulduklarımızın bizden beklediği mes’ûliyet de ona denk! Gözümüz milyonların tembelliğine takılıp yılmamalı, bir ucundan tutmayı ibadet zevki haline getirmeliyiz.” diyerek teklifini selam esenliğiyle iletiyor.
AŞK OLSUN/AŞK DERDİYLE HOŞEM diyor. Aşk imiş her ne var alemde, İlim bir kıyl ü kal imiş ancak diye Fuzulî’nin beytiyle SELAM SÖYLE’yor.
İNSANIN KIYMETİ MUHABBETİ KADARMIŞ diyerek devam ediyor. Şöyle bir pencere açıyor burada “İnanmanın gerçeğe dön/üş/düğü hal, “sevmek” olmalı! Sevmek, “bilme”nin, içinde “olma” da bulunan bir özel hali sayılsa, Tevhide açılan inanmanın “tahakkuk” faslı addedilse, anlaşılması çok mu güç olur.” Niye güç olsun ki ? Fikir tembelliğimize bir kamçı bence…
Altını çizerek okuduğum bir bölüm var ki; ANLAYARAK YAŞAMAK… Şiir gibi bir bölüm. GERÇEĞİN BEDELİ ile devam ediyor. “El tecrübesi ezberlemek, el lafı toplamak “anlama”ya kâfi değil.” Kendin ol, kendini yenile… İdrakini genişlet, ufkunu parlat. Işık ışık bunlar.
Bir Ayet-i Kerime’ye atıf bir başlık. Can yakıcı, ürpertici, silkeleyici bir keşif :

GÖRDÜĞÜNÜ KALBİ YALANLAMADI…

“Hz. Rasûlullah biliyordu! 
O “biliş imkanı” “El Adl” ism-i şerifi mucibince hepimize verilmiş olmalıydı!”

Amenna ve saddakna… Şükürler olsun.

DÜŞÜNMEYE DAİR,/ ANLAMAK, ÖĞRENMEK, BİLMEK : 
Bilmek istersen seni, 
Can içre ara canı,
Geç canından bul anı,
Sen seni bil sen seni… Selam eli öpülesi Hacı Bayram Sultan’dan.

MİZANA ÖLÜ LAF GÖTÜRMEK başlığı da hayat yolculuğunu aydınlatıyor. “Bu bir “yol hikayesi”. Hepimiz yolcuyuz, yolun farkına varanlarımız hep azın azı olagelmiş, parmakla sayılır. Yol “anlama” ve böylece “kendini inşa etme!”

İLİŞİP YAPIŞMAK… YOL… ÇİLE… Çile çok değerli bir kavram. Bizi yetkinleştiren, bilge kılan, Hakk’a vasıl eden kanatlarımız çileler. Diye başlayan ifadeler bir şiirimle birebir örtüşünce, Hanya’yı Konya’yı bir daha gözümün önüne getirdi desem bencillik etmiş olur muyum? Kitaba ait değerlendirmelere burada nihayet verip ÇİLEM başlıklı şiirimle okumayı, akletmeyi, yenilenmeyi ve her dem taze kalmayı size bırakıyorum. Okumadıysanız hemen diyorum. Okuduysanız tekrar diyorum. Şiirden sonra son sözü yine Sait Başer Hocam alacak. Binlerce şükran Hocama… Gönlüne bereket, yüreğine ve kalemine sağlık.

ÇİLEM
Nice şiirlere taç olan çilem
Yine her mısrada hüzne sor beni

Hüznünden süzülsün çağların sesi
Sarsın öteleri sen de sar beni

Yürekte yer tutmuş bir deli sevda
Şefkat oklarıyla hemen vur beni

Gün geceye müjde, gece ateşe
Ateş büyüdükçe köze kor beni

Güneş doğar yüreğinin üstüne
Billur mısralarda şimdi gör beni

Sabırla beklenir vuslatın vakti
Yoksa ötelere atar yar beni

Zıtlıklar uyuma dönüşsün bir bir
Önce tamir eyle sonra kır beni

Bu sevgi kemale erdiği zaman
Ufkun bir ucuna götür ser beni

Özlemleri yenmek yiğitlik harcı
Günbeyli’yle tutup yele ver beni

“Cenab-ı Hakk’ı hoşnud edecek, şehadete açılacak kalpler, görüşler, tanımalar inşallah…”
SELAM SÖYLE…
Selam esenliktir, esen kalın.
*
Can Hocam Mahmut Topbaşlı 'nin gönlünden böyle gelmiş...

Ad

Yazarın Diğer Yazıları

  1. KENDÜDE SENİ BULAN KANCARU SEFER ETSİN
  2. "DİNLİ DER DİNSİZ BİZE, DİNSİZ LEVM EDER BİZİ! BİZ NE ONDAN BUNDANIZ, HEM DE ONDAN BUNDANIZ"
  3. Said Başer yazdı: Zihniyetine düşman cesedine âşık! (05.09.2017
  4. AYIP AYIP AYIP AYIP...
  5. HAYIRLI OLSUN!
  6. "TANIK" OLMALI
  7. ŞEHÂDET TEMELLİ  TECRÜBE VE ŞEHÂDETSİZ UĞUNTULAR
  8. KARANLIK AYDIN!
  9. SELAM SÖYLE
  10. BU ÜLKE AYDINI TÜRK'E NEDEN DÜŞMANDIR?
  11. Yazarın Tüm Yazıları

Yorum Yaz