Ad
203

Prof.Dr Nurullah ÇETİN

RUSTAÎ HAYAT ÖZLEMİ

Son zamanlarda şu türden haberlere sıklıkla rastlar olduk: “Şarkıcı Özlem Tekin, Muğla, Milas’ın bir köyünde 17 dönüm arazi alıp üzerine küçük ve mütevazı bir ev yaptırdı. Özlem Tekin kız kardeşini de yanına aldı. Milas'ta köy hayatı yaşayan ünlü rockçı cep telefonu bile kullanmıyor. Çitlik hayatı sayesinde gençleştiğini belirten ve atla kahveye giden Özlem Tekin yeni hayatı hakkında kısa bir süre önce şöyle konuşmuştu:

"Cep telefonu da dahil olmak üzere hiçbir teknolojik alet kullanmıyorum. Tek eğlencem atımla köy kahvesine gidip okey oynamak. Beş köpeğim, bir at ve eşeğim var. Çiftliğimde mutluyum. Temizliğimi bile kendim yapıyorum. Bütün gün şalvar ve terlikle dolaşıyorum. Keşke bu hayatı daha önce seçseydim.”

Ben Fogle adında batılı bir sunucu, maceracı ve yazar var. BBC’de çektiği bir belgesel yayınlanıyor. Bu programda İngiltere'yi terk edip dağ başlarında, yaylalarda, deniz, nehir kenarlarında, kimsenin olmadığı ıssız tabiat ortasında Robinson Crusoe gibi tek başına ya da ailesiyle yaşayan kişilerin hayatları gösteriliyor.

Bu tür örnekler çoğaldı. “Mandıra Filozofu” filmi de epey revaçta. Kime sorsam emekli olduktan sonra köyüne yerleşeceğini, tarlasını ekip bağına bahçesine bakacağını, tavuk keçi besleyeceğini söylüyor ve böyle bir hayata özlem duyuyor. Bence bu durum sevindirici.

Çünkü modernizm büyük şehirlerde insanları boğdu, çürüttü, insanı doğadan ve doğasından kopardı. Mekanik, anlamsız, ruhsuz, sıkıntı, stres ve bin türlü zorlukla, yoklukla dolu bir hayata mahkum etti.

Kapitalizmin çok önemli, vazgeçilmez, kimlik tanımı marka, sükse diye insanların önüne hergün koyduğu sanal ihtiyaç nesnelerini almaya para yetmiyor. İnsanlar yavan, saçma sapan eğlencelere, insan sağlığını yok eden zehir tüketimine, israfa yönlendirildi ve bunları karşılamak için de modern köleler halinde kürek mahkumu edildi. Sürekli artan suni ihtiyaçlarını karşılamak için koşuşturan, karmakarışık hale gelen büyükşehir hayatından bunalan insanlar tabiata kaçıyor. Bence bu iyi bir gelişme.

Zira Türklerin bundan sonra yapacağı en akıllı işlerden biri, köylerine geri dönüp tarlasına, bahçesine, evine, köyüne sahip çıkarak ferdî, dinî ve millî anlamda var oluşuna anlam katmaktır. Ferdî varoluşunu, kendisiyle, tabiatla, saf ilahî güzelliklerle, huzurla, sakinlikle, dinginlikle, ruhunu, gözünü, kulağını, bedenini dinlendirmekle ve sükunla buluşarak gerçekleştirecektir.

Dinî var oluşunu Allah’la baş başa kalarak, saf, temiz, içten, samimi ibadetlerle belirginleştirecektir.

Millî var oluşunu da Türk toplumsal hayatını, geleneğini, göreneğini, töresini, bayramını seyranını, âdetini, şarkısını türküsünü köyde yeniden dirilterek ortaya koyacaktır.

Cami, kahvehane, millî kültür, sanat kurumları merkezli bir Türk köy hayatını yeni şartlarda yeniden kurgulayarak, yardımlaşma, dayanışma, kardeşlik, milletleşme sürecini, millî ve manevî değerlerle yeniden dirilen Türk milleti olma bilincini daha da pekiştirecektir. 
Ey Türkler! Hadi köyümüze geri dönelim!

Ad

Yazarın Diğer Yazıları

  1. YAŞLANDIRMA AKIMI MÜNASEBETİYLE
  2. ALEVİ VE SÜNNİ TÜRKLER İNSAN YAKMAZ
  3. ŞEYH UÇMAZ, MÜRİT UÇURUR.
  4. RUSTAÎ HAYAT ÖZLEMİ
  5. HERKES GİDER TERSİNE, HOCA GİDER ERCESİNE
  6. BUGÜN TÜRK DİL BAYRAMI
  7. KENDİ GİTTİ, GÜNÜ KALDI YADİGÂR
  8. İSLAM’LA SAVAŞTA YENİ VE ETKİLİ BİR YÖNTEM
  9. İŞÇİ BAYRAMI DEĞİL, İŞÇİ SÖMÜRÜSÜ
  10. İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİ KURTARMA RUHU: 23 NİSAN 1920 BİLİNCİ
  11. Yazarın Tüm Yazıları

Yorum Yaz