Tarih 1850... Viyana Hastanesi.

Bilim henüz mikropların, virüslerin ve bakterilerin keşfini yapmamış.

Tarih 1850...  Viyana Hastanesi.

Hastaneye kaos hakim.

Hastanede iki bölüm var ve bunlardan birinde doğum yapan her yüz kadından doksanı “lohusa humması” denen hastalıktan ölüyor.

Bilim henüz mikropların, virüslerin ve bakterilerin keşfini yapmamış.

Hastane profesörleri ölümlerin çokluğunu ebelerin ve asistanların uğursuzluğuna bağlama cehaletinde.

Bir dahi bütün bu olanlara karşı çıkıyor.

Dr. Semmelweis, profesörlerle aynı fikirde değil.

O, tıp öğrencilerinin, kadavları kesip biçtikten sonra, ellerini hiç yıkamadan doğumhanelere girip çıktıkların görüyor ve kendi bölümünde, tüm doktor ve doktor adaylarının doğumhanelere girmeden önce ellerini kireçli su ile yıkamalarını istiyor.

Bu küçük istek kısa zamanda etkisini gösteriyor ve lohusa hummasından ölüm oranı, çok aşağılara düşüyor.

Ancak hastanenin ileri gelen profesörleri, Dr. Semmelweis’in bu küçük değişikliğine karşı çıkıp onu hastaneden kovuyorlar.

Bu da yetmiyormuş gibi onun bir doktor değil bir şarlatan olduğunu etrafa yayıyorlar.

Bu dahi doktor 47 yaşında yalnızlıktan ve açlıktan çıldırarak hayata gözlerini kapıyor.

Ama biz bu aptal profesörlerin hiç birinin ismini bilmezken, Dr. Semmelweis’in ismini tıp tarihinin altın sayfalarına yazıldığını görüyoruz.

“Dünyaya gerçek bir dahi geldiğinde, onu şu işaretten tanıyabiliriz; bütün ahmaklar ona karşı birleşmişlerdir.”

Jonathan Swift

http://akcan07.blogspot.com/