Ad

Afrika Cömerttir: Namibya (Sossusvlei’nin Kızıl Kumulları)

72589

Namibya’da bol miktarda (tam olarak 12 adet)  Ulusal Park mevcut.  Bunlardan en çok bilinenleri Etoshaİskelet Sahili, Bwabwata ve Namib-Naukluft Ulusal Parkları. Namib-Naukluft Ulusal Parkı, dünyanın en eski çölü kabul edilen Namib Çölü’nün bir bölümünü içine alan bir park. Toplam alanı 50000 km²’yi buluyor.

Parkta 4 bölüm var: Sossusvlei ve SesriemNaukluft, Namib bölümü ve Sandviç Limanı. Parkın en çok ilgi çeken ve ziyaret alan bölümü Sossusvlei.

Atlantik Okyanusundan gelen nemli hava, özellikle Şubat-Nisan aylarında bu parka yağmur olarak düşüyor.  Sis getiren rüzgarlar parkın kumullarını ve portakal renkli görünümünü de yaratıyor. Zamanla toprakta bulunan demir oksitlendikçe portakal renkli kumullar oluşuyor. Kumul ne kadar yaşlı ise renkte o kadar canlı portakal renk oluyor. Zaman da öyle 3-5, 10 yıl değil, yüzyıllar geçmesi gerekiyor. Buradaki kumullar dünyadaki çöller içinde en uzun olanları ki boyları 300 metreden fazla olanlar var. Sahile yani ıslak kısımlara yaklaştıkça da kumulların boyu kısalıyor. Zaten bu kumulların Atlantik Okyanusuna kavuşan Sandviç Limanı gibi bölgelerde olanları Dünya Kültür Mirası Listesi içinde olan doğa harikası yerler. işte biz bugün bu önemli bölgeyi gezeceğiz.

Kaldığımız yerden parkın girişine kadar toplamda yaklaşık 70 km yol var. Tahmin edeceğiniz gibi yol toz toprak ve park yoğun ilgi gören bir yer olduğundan kalabalık oluyor. Sevgili Aykut ve Namibyalı şoförün aldıkları doğru bir kararla sabahın 05:00’i gibi yollara düşüyoruz. Amacımız sabahın kalabalığına yakalanmadan sıraya girip, ışığın en güzel zamanlarında kumullarda olabilmek. Yani sabahın 05:00’in de ayak üstü kahvemizi içip, kumanyalarımızı alıp yollara düştük.  

Park girişine vardığımızda 3. araba olarak sıradaydık. Kısa zaman içinde arkamızda epey bir sıra oluştu. Namibya’da tüm ulusal parklara giriş ve çıkışlarınızı kayıt altına alıyorlar. Sabahları çöl çok soğuk oluyor. Araç içinde olmamıza rağmen epey üşüdük. Bu aktiviteler için yanınızda mutlaka polar olsun. Sabahın ilk ışıkları ile kuş cıvıltıları da duyulmaya başladı. Saat 07:30 gibi de park açıldı ve hemen gezimize başladık. 

Parkın girişinden sonraki 45. km de park içinde önemli bir ziyaret yeri olan Dune 45’e (Kumul 45) ulaştık. Dune 45 adı bu kumulun hem girişten sonraki 45 km’de ve hem de 45º eğilime sahip olmasından kaynaklanıyor. Genelde bu kumulda yürüyüş yapılıyor. Biz de araçtan inip Dune 45’de yürüyüşümüze başladık. Yükseldikçe nefesimiz sıklaşmaya ve terlemeye başladık.

Çıkış sonrası iniş kolaydı. Kumulun eteklerine yayıldık ve artık iyice hissedilen sıcakta tırmanışa yeni başlayan arkadan gelen gezginleri biraz izledik.

Dune 45 gezisi sonrasında aracımızla parkın içinde ilerlemeye devam  ettik. Bu sefer hedefimiz Deadvlei. Buraya kadar kendi aracınızla gidemiyorsunuz. Son 5 km’lik kısmı parkın özel araçları ile gidiyorsunuz. Deadvlei benim gezdiğim yerler arasında en etkilendiğim yerlere kesinlikle girdi diyebilirim. Sossusvlei’de Dune45 gibi kumullar arasındaki düzlük alanlar tuz tabakası kaplı topraklar.

Ancak Deadvlei de bulunan Big Daddy gibi dünyanın en büyük kumulu arasındaki topraklar killi topraklar ve beyaz renkli. Buraya geldiğimizde dünyanın en büyük kumuluna doğru yürümeye yeltenmedik. Deadvlei’ye kadar 1.5 km’lik bir mesafeyi yürümeniz gerekiyor. 1.5 km’de geri döneceksiniz. 

1.5 km’yi yürümek zor değildi ama yukarıda bahsettiğim Atlantik rüzgarına fena yakalandık. Rüzgar ve havalandırdığı kum ortama ve fotoğraflarımıza müthiş bir güzellik kattı. Ancak rüzgarın havalandırdığı kumun burun, kulak, göz gibi girmediği yerimiz kalmadı. Bu aşamada yanımızda basit bir maske olmamasına hayıflanmadım değil doğrusu. Size tavsiyem gereğinde maske olarak da kullanabileceğiniz bir “buff” u yanınızda taşımanızdır.

Deadvlei’de epey bir zaman geçirdikten sonra Namib-Naukluft Ulusal  Parkının bir başka köşesine, Sesriem Kanyonu‘na doğru yola çıktık. Kanyon park girişinden 5 km sonra bulunuyor. Genelde önce aşırı sıcağa kalmadan kumullar ziyaret ediliyor, öğlen sıcağında ise kanyonun gölgesinde gezi yapılıyor.

Kanyonun adı, buranın kaşifleri olan Hollandalı öncülerin, kanyondan su çıkarmak için kullandıkları  kovaların kanyonun dibindeki suya ulaşması için 6 (ses) deri askının (riem) bağlanması ile oluşan halatın gerekmesinden geliyor. 30 metre derinlikte ve 1 km uzunluğunda olan kanyon bizim olduğumuz zaman kuruydu. Kumullarda harcadığımız efor ve artık acıkmanın verdiği kan şekeri düşüklüğü kanyon boyu yürümemiz konusunda isteksizlik yarattı. 

Kanyon sonrası öğle yemeği yendi ve parktan çıkıp yorgun argın ama gün içinde şahit olduğumuz güzelliklerin ayrıcalığını da hissederek konakladığımız otele geri döndük. Hiç abartmıyorum ayakkabımdan bir çay bardağını dolduracak kadar kum çıktı. Odamızda aldığımız duşta, saçımızın arasına girmiş kumları çıkartmak zaman aldı.

Bu yazıyı yazarken “keşke sabah balonla kumullar üzerinde uçuş yapan bir tur alsaydım” diye düşündüm. Sesriem Kanyonunu da yürümem gerekirdi. 

Gün bitti sanıyorsunuz değil mi? Bitmedi vallahi..

Otelde duş sonrası saat 16:00 yapılan gün batımı safarisine katıldık. Otele ait jeeplerle civarı gezip, dün yürüdüğümüz yürüyüş yolunu ve kaldığımız oteli tepeden gördük. Yol boyu orikslerin beslenmesini izledik. Tepeden Naukluft Dağları üzerinden güneşin batışına, dolunay haline gelmesine ramak kalmış ayın ise gökyüzünde yerini alışına şahitlik ettik. Bunu yaparken elimizde içkilerimiz vardı.

Akılsız, yanlış ve doğru olmayan ekonomik politikaların uygulanmasının bırakın gezmeyi, temel ihtiyaçlarımızı karşılamamızı güçleştirdiği günlere inat ;

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

12.08.2018 Saat 01:27

https://gezekalin.com/2018/08/11/afrika-comerttir-namibya-sossusvleinin-kizil-kumullari/

Ad

Yorum Yaz