Ad

Türkiye'nin kapısındaki yaptırım tehditleri

72094

Türkiye'yi Brunson ve S-400 krizleri nedeniyle yaptırım uygulamakla tehdit eden ABD, Gül ve Soylu'yu hedef alan hamlesiyle ilk adımı attı. Peki ABD'den yeni yaptırım kararları gelebilir mi? Dört soruda derledik.

Hayata geçirilen yaptırımlar neler?

ABD'nin Türkiye ile ikili ilişkilerde gerilime neden olan kriz sürecinde hayata geçirdiği ilk yaptırım Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya yönelik oldu.

ABD Hazine Bakanlığı, "Brunson'ın tutukluluğundan" ve "Türkiye'nin yaptığı ciddi insan hakları ihlallerinden" sorumlu olan kurumlarda oynadıkları roller gerekçesiyle Gül ve Soylu'nun ABD'deki mal varlıklarını bloke ederken, ABD'lilerin her iki bakanla "ticari işlem gerçekleştirmelerini de genel itibarıyla" yasakladı.

Hazine Bakanlığı, Gül ve Soylu'nun, ABD'deki Küresel Magnitsky Yasası'na dayanan ve 21 Aralık 2017'de yayımlanan "Yolsuzluk ya da ciddi insan hakları ihlallerine karışan kişilerin mal varlıklarının bloke edilmesi" adlı başkanlık kararnamesi çerçevesinde hedef alındığını açıkladı.

Kararın ardından iki bakanın da bu ülkede herhangi bir mal varlıklarının olmadığını açıklaması, ABD'nin hamlesini sembolik bir mahiyette bırakıyor. Ancak ABD'nin bir NATO müttefikine ilk kez böyle bir yaptırım uygulaması, tarihi bir adım olarak görülüyor.

ABD'nin Gül ve Soylu ile ilgili kararı, Trump yönetiminin Türkiye'ye yaptırım uygulanması hâlinde hedef alınacak kişi ve kurumların listesini hazırladığına dair iddianın ardından geldi. Bloomberg'in haberinde, yaptırımların, dünyanın herhangi bir yerinde insan hakları ihlalleri ya da yolsuzluğa karışmış kişi, şirket ya da kurumların ABD hükümetince hedef alınmasına olanak tanıyan Küresel Magnitsky Yasası kapsamında uygulanmasının planlandığı belirtildi. Bu yasa, hedef alınan kişi, şirket ya da kurumların ABD'deki varlıklarının bloke edilmesi, seyahat engeli ve ABD'lilerle iş yapılmasının yasaklanması gibi yaptırımları içeriyor. Söz konusu yaptırımlardan seyahat yasağı, Gül ve Soylu'ya uygulanmadı. ABD tarafından hazırlandığı öne sürülen yaptırım listesinde başka isimlerin olup olmadığı ise bilinmiyor.

Ancak geçen hafta Bloomberg'e konuşan analistler, ABD'nin Rusya'ya karşı izlediği politikada olduğu gibi, Türk hükümetine yakın iş insanlarına yaptırım uygulayabileceğini öne sürmüştü.

Adını Rusya'da devlete yönelik yolsuzluk iddialarıyla tanınan ve 2009 yılında Moskova'daki bir cezaevinde ölen Rus vergi uzmanı Sergey Magnitsky'den alan Magnitsky Yasası, ABD'de 2012 yılında çıkarılmıştı. Magnitsky'nin ölümünden sorumlu tutulan ve büyük bölümü Devlet Başkanı Vladimir Putin'e yakın isimler olan Rus yetkililer ile oligarklara yönelik yaptırımlar getiren yasa, 2016 yılında tüm dünyadaki kişi ve kurumları hedef alabilecek şekilde genişletilerek Küresel Magnitsky Yasası ismini almıştı.

F-35'lerin teslimatı durdurulur mu?

ABD'nin yürürlüğe koyma aşamaları bakımından en fazla ilerlediği ikinci yaptırım konusu ise yeni nesil savaş uçakları F-35'lerin teslimatı oldu. F-35'lerin Türkiye'ye teslimatının engellenmesi için ABD Kongresi'nde aylardır sürdürülen girişimde Çarşamba günü yeni bir adım atıldı. ABD Senatosu, uçakların Türkiye'ye teslimatının geçici olarak durdurulmasına imkân tanıyan bir yasa tasarısını onayladı.

Türkiye'ye yönelik yaptırım maddesi, ABD Savunma Bakanlığı'nın 2019 mali yılı bütçesine ilişkin geniş kapsamlı bir tasarının içinde yer alıyor. Tasarının söz konusu yaptırıma değinilen bölümünde, ABD Savunma Bakanı'ndan Dışişleri Bakanı ile de istişare ederek, tasarının ABD Başkanı Donald Trump'ın imzasıyla yasalaşmasından sonra en geç 90 gün içinde ABD-Türkiye ilişkilerinin durumu konusunda bir rapor hazırlaması isteniyor. Bu rapor Kongre'ye sunuluncaya kadar F-35 savaş uçaklarının Türkiye'ye teslimatının durdurulması öngörülüyor.

Raporun özellikle Türkiye'nin Rusya'dan alacağı S-400 hava savunma sistemi ve bu sistemin Türkiye'den ortaklaşa yönetilen Amerikan silah sistemlerine etkileri konusunda değerlendirmeleri içermesi talep ediliyor. Washington daha önce S-400 hava savunma sisteminin NATO hava ve füze savunma sistemine entegre edilemeyeceği konusunda Ankara'yı uyarmıştı.

Senato'da kabul edilen tasarıda, ABD ile Türkiye arasında uzun süredir gerginliğe neden olan papaz Andrew Brunson'ın durumundan duyurulan endişeye de yer veriliyor. Tasarıda, "haksız yere ve kanunsuz bir şekilde" tutuklanan Brunson dâhil bazı ABD'li vatandaşların Türkiye tarafından NATO yükümlülüklerine uygun olarak derhal serbest bırakılması ve bu kişilerin yargılandığı davaların "vakitlice, adil ve şeffaf biçimde sonuca bağlanması" isteniyor.

ABD Savunma Bakanlığı'nın bütçesine ilişkin tasarı, daha önce Senato ve Temsilciler Meclisi'nde iki farklı versiyon hâlinde ele alınıp onaylanmıştı. Senato ve Temsilciler Meclisi'nin Silahlı Kuvvetler Komiteleri 23 Temmuz'da ise nihai versiyon üzerinde anlaşarak tasarıyı tek bir metin hâline getirmişti. Nihai metin de geçen hafta Temsilciler Meclisi'nde, dün ise Senato'da kabul edildi. Tasarının Senato'dan geçen ilk versiyonu, Türkiye'ye yönelik F-35 yaptırımları konusunda daha ağır önlemler içeriyordu.

Trump'ın tasarıyı onaylaması hâlinde, ABD Savunma Bakanı Jim Mattis'in yazacağı raporun içeriği önem kazanacak. Mattis 7 Temmuz'da Kongre'nin her iki kanadının Silahlı Kuvvetler Komiteleri'ne gönderdiği mektupta, tasarının Senato'dan geçen versiyonunda talep edilenin aksine, Türkiye'nin F-35 programından tamamen çıkarılmasına karşı olduğunu bildirmişti. Türkiye'nin 2002 yılında katıldığı çok uluslu F-35 programına şu ana kadar 1.25 milyar dolar yatırım yaptığını belirten Mattis, öngörülen yaptırımın gerçekleşmesi durumunda Türkiye'nin de parçası olduğu tedarik zincirinin bozulacağı ve projede 1.5-2 senelik gecikme yaşanacağı uyarısında bulunmuştu. Mattis'in mektubunun ardından, Türkiye'nin F-35 programından çıkarılmasını öngören maddeye tasarının nihai versiyonunda yer verilmedi.

ABD merkezli üretici şirket Lockheed Martin, Türkiye'nin almayı planladığı 100 adet F-35'ten ilk ikisini Haziran ayında Teksas'ta düzenlenen törenle teslim etmişti. Teslim edilen ilk iki uçak, ABD'deki Türk pilotlara uçuş, mühendislere ise bakım eğitimleri verilmesi için kullanılacak. Türk pilotlarına ABD'de verilecek eğitimin 1-1,5 yıl sürmesi bekleniyor. Uçaklar eğitim boyunca ABD'de kalacak. Ancak F-35 yaptırımının Mattis'ten gelecek raporun ardından da sürdürülmesi hâlinde, Türkiye'ye hem yeni F-35 teslimatı yapılmayacak hem de Türkiye elindeki iki uçağı ABD'den çıkaramayacak.

Kredi engeli için yapılan girişim hangi aşamada?

Trump'ın ABD'li papaz Brunson'ın uzun süreli tutukluluğu nedeniyle "büyük yaptırımlar" uygulayacaklarını açıkladığı 26 Temmuz günü, Amerikan Senatosu'nun Dış İlişkiler Komitesi Türkiye'yi hedef alan bir yasa tasarısını onayladı.

Türkiye'ye uluslararası finans kurumlarınca yeni kredi verilmesinin engellenmesi için hazırlanan tasarı, İzmir'deki mahkemede Brunson'ın tutukluluk hâlinin devamına karar verilmesinin ardından 19 Temmuz'da ABD Senatosu'na sunulmuştu.

Tasarıda, "Türk hükümetine ya da herhangi bir kuruma Türkiye'deki projeler için yeni kredi ve mali ya da teknik destek verilmesinin" engellenmesi amacıyla Hazine Bakanı Steven Mnuchin'dan, Dünya Bankası ile Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası'nın (ERBD) yönetim kurullarındaki ABD'li üyelere talimat vermesi isteniyor. ABD'li yönetim kurulu üyelerinden söz konusu bankalarda ABD'nin nüfuzunu ve oy gücünü bu doğrultuda kullanmalarının talep edildiği tasarıda, Türkiye'ye insani amaçlarla verilebilecek kredi ya da destekler ise yaptırım dışında tutuluyor.

Tasarıda, Uluslararası Para Fonu (IMF) dâhil diğer uluslararası finans kurumlarının ABD'li yönetim kurulu üyelerine de çağrıda bulunuluyor. Bu kurumlardaki ABD'li yönetimi kurulu üyelerine, "Türk hükümetine gelecekte verilecek taahhüt ve borçlar konusunda, Türkiye'de insan haklarının gelişimini sağlayacak bir tutum içinde uyumlu bir politika geliştirilmesi için diğer donör ülkelerle birlikte çalışılması için" talimat veriliyor.

Tasarıda bu taleplerin dile getirildiği maddelerin, Türkiye'deki çifte vatandaşlar dâhil ABD vatandaşlarına ve diplomatik temsilcilik çalışanlarına yönelik "keyfi gözaltılar" sona erdiği takdirde hükmünü kaybedeceği belirtiliyor.

Benzer bir tasarı ABD Temsilciler Meclisi'ne de sunuldu.

Türkiye 2017 yılında Dünya Bankası Grubu'ndaki Uluslararası Finans Kurumu'ndan çektiği 927 milyon dolarlık uzun vadeli kredi ile bu kuruluştan en fazla kaynak sağlayan ikinci ülke oldu. Türkiye aynı yıl EBRD'den aldığı 1.8 milyar dolarlık yeni finansmanla bu bankadan en fazla kaynak kullanan ülkeydi. 

İran konusunda yaptırım gelebilir mi?

ABD'nin İran'a yönelik Amerikan yaptırımlarının delinmesinde aldığı rol gerekçesiyle Halkbank'a para cezası vermesi de gündemde. Bankanın bu suçlamayla yargılanan eski Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla, New York'taki davada 32 ay hapse mahkûm edilmişti. ABD'nin Halkbank'a vermeyi planladığı cezanın boyutunun ise papaz Brunson'ın serbest bırakılması için Washington-Ankara arasında yapıldığı öne sürülen pazarlık konularından biri olduğu iddia edilmişti.

Türkiye'nin Atilla davasından bağımsızlık olarak, İran'a ABD tarafından uygulanan yaptırımlara uyma zorunluluğu bulunmadığını açıklaması da Ankara-Washington hattındaki bir başka gerginlik konusunu oluşturuyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu geçen haftaki Bakü ziyareti sırasında, Birleşmiş Milletler'in yaptırımlarına her ülke gibi Türkiye'nin de uyacağını belirtirken, "Ama ABD olsun veya İngiltere olsun veya başka bir ülke olsun, Avrupa Birliği olsun, onların bir ülkeye yönelik yaptırım kararlarına biz uymak zorunda değiliz" diye eklemişti.

20 Temmuz'da Ankara'ya gelen bir ABD heyeti, Tahran için alınan yaptırım kararının "müttefiklik" ilişkisi doğrultusunda Türkiye tarafından da benimsenmesi gerektiği mesajını vermişti. Ancak Bakü'deki basın toplantısında, ABD'nin yaptırım kararını doğru bulmadıklarını ifade eden Çavuşoğlu, bu tutumlarını Ankara'ya gelen Amerikan heyetine de illettiklerini söylemişti.

Cengiz Özbek

© Deutsche Welle Türkçe

Ad

Yorum Yaz